Mehmet Zeki ERGİN

Mehmet Zeki ERGİN

İftiraya Yalanı Katık Etmek Müslüman’ım Diyen Birine Yakışır mı?

İşe sondan başlayalım… Evvela, Müslüman kimliği ile yalancılığın, hele iftiranın katık edildiği yalanın hiçbir surette yan yana gelemeyeceğini Hz. Resulullah (SAV)’in dili üzere söyleyelim. Zira Hz. Resulullah (SAV)’e “mü’min zina eder mi?” diye sorulduğunda “bu bazen olabilir” dediği halde “mü’min yalan söyler mi?” sorusu üzerine net bir şekilde “hayır!” diye kesin ve net bir cevap vermiştir.
 

Abdulkadir Selvi’nin, gazetesindeki yazısına binaen bunları söylüyorum. Sırf sisteme entegre olmayı, dünya küfrü ile aralarında sorun olup uyuşmayı reddeden Müslüman camialara saldırmakta kendince ahlaki veya dini bir beis görmeyen gazetesinde çıkan yazısına binaen bunları söylüyorum.
 
Yazar, ancak istihbarat servisleri tarafından servis edilebilecek bir operasyonel bilgiyi vur kaç taktiği uygulayarak şeytanın mü’minlerin kalbine ilka ettiği vesvese gibi bir ok misali fırlatıp geri kaçtıktan sonra hengameyi seyre dalmayı amaçlayan bir taktikle sunmuş. Ya da mahalledeki, işi gücü bozgunculuk olan bazı şirret çocukların komşunun penceresine taş atıp hemen duvar arkasına saklanması gibi toz olan taktikleri ile iftirasını atıp kayıplara karışmaya çalışmış.
 
Selvi, 16 Mayıs 2013’te Yenişafak’taki yazısında İran, Şiiler, Aleviler ve Hizbullah aleyhine olabildiğince kin ve düşmanlık pompaladığına inandıktan sonra, “Cezaevinden çıktıktan sonra sırra kadem basan Hizbullah liderlerinden Edip Gümüş neredeydi? Geçen hafta Urumiye’de İslamcı Kürtlerle toplantı yaptı. Tabii sürece karşı…” diye bir taş atıp konuyu başka mecralarda sürdürüyor. Bu Müslüman’ca değil, komünistçe bir saldırıdır. Lenin’in şu meşhur “Çamur at, tutmazsa izi kalır” türünden bir saldırının tıpkısının aynısı…
 
Hizbullah, sürece destek verdiğini, ama sadece PKK muhatap alındığı ve Müslüman Kürtler sürece dâhil edilmediği için bu sürecin istenildiği şekilde sonuç veremeyeceğini en yetkili ağzından, Rehberi Edip Gümüş’ün ağzından tüm dünyaya duyurdu. Bunun muhalifi bir açıklamayı da şu ana kadar hiçbir Hizbullah yetkilisinden kimse duymuş değil.
 
Hem Hizbullah sürece niye karşı çıksın ki? On üç - on dört yıldır eline bir tabanca dahi almamış, hiçbir yerde silahlı unsurları bulunmayan bir camianın aynı çatı altında başka bir gücün, hatta karşıt bir gücün silahlı unsurlarının ülkeyi terk etmelerini sağlayacak bir sürece karşı olması mantık işi mi? Akıl mantık bunu alır mı? Sadece Hizbullah değil, bölge ile bir şekilde bağlantıları olan hiç kimse bu sürecin karşısında olamaz. Acıyı, korkuyu, endişeyi, travmayı iliklerine kadar yaşayan hiç kimse bu kanlı sürecin sona ermesine karşı duramaz.
 
Ama maalesef Selvi ve onun gibi bazı yazarlar bu meseleye üzerinde edebiyat yapılacak hatta başka birilerince de belki de rant bile sağlayacak bir materyal gözü ile bakanlar; acının, ölümün elifbasından bile bihaber olanlar barış gibi kutsal bir olguya bile kâr-zarar gözlüğü ile bakıp değerlendirebiliyorlar. Onların bu konuda yazılan yazılarına bakın, hepsi; “Eğer barış olursa Türkiye ilerler, bölgede tek güç olur hatta belki süper güç bile olabilir” türünden açıklamalardır. Onların en iyilerinin bile kullandığı “Analar ağlamasın” sloganı bile, sadece slogandır; bazı boğazlardan aşağı inmeyen, kimi yürekleri titremeyen kuru bir slogandır. Zira bu acının ne demek olduğunu yaşamamışlar, sadece edebiyat yapıyorlar.
 
Şimdi Selvi gelmiş,“bilmem kim barışa karşı imiş, kim aleyhte konuşuyormuş” türünden açıklamalarla güya halkın aklını çelecek.
 
Ben, Hizbullah’ın sözcüsü değilim ama şu ana kadar eserlerinden, açıklamalarından edindiğim görüşü Selvi ve Selvi gibilerine hatırlatayım: Eğer PKK ile devlet arasındaki “savaş makinası”, ihyası için İslam ümmetinin evlatlarını devşirmeseydi beni ilgilendirmez derdi. Yani PKK ile devlet barışmış, dövüşmüş beni ilgilendirmiyor diyebilirdi. Ama bu savaşları, İslam ümmetinin evlatlarının sırtından yürüdüğü için buna bigâne kalmıyor, barışı destekliyorum diyor, daha iyi sonuç alınması için de önerilerini sunuyor.
 
Hem senin ısrarla kin ve düşmanlık pompalamaya çalıştığın İran-Türkiye, Şia –Sünni ve diğer tüm İslam toplumlarının arasında birliğin, barışın oluşmasını dahi herkesten fazla istiyor, bundan emin olabilirsin.
 
 
Önceki ve Sonraki Yazılar