Kırma Kurt

Şivan Perwer, sanatçılığı tartışılmayan bir ozan.

Sadece Kürtçülere değil bütün Kürtlere bir şekilde kendisini dinletmiş; ondan haz etmeyenler de onu dinlemekten kurtulamamışlar.

Bu etkilenme Türkiye ile de sınırlı kalmamış, Suriye Kürtleri veya Irak Kürtleri de nasiplerini almışlar.

Kürtçüleri çok etkilemesine rağmen PKK'yla sürekli mesafeli kaldı Şivan.

Mesafeliydi, fakat etkiliyordu bir şekilde. Şivan kavalı çaldıkça, gencecik koyunlar dağa doğru yol alır, dönüşü olmayan yola koyulan sürünün yerine yeni koyunlar koşar ve bu yıllardır böyle devam edegelir.

Şivan çalar kavalı, koyun koşar dağa.

Halk hem saf hem zavallı, meydanı boş bulan çakallar girer bağa.

Bazen de koyunlarla sınırlı kalmamış Şivan'ın seslendiği kitle.

Kocabaşlara da seslenir.

“ Ho ho!”parçasındaki hitap kimlere ait sizce?

Haydi haydi, yine sırıtışınızdan anladım.

Ne zaman ki Şivan'a ihtiyaç kalmadı, o zaman Şivan'ın Almanya'da, İsviçre'de konseri basıldı.

Yani “son kullanma tarihi geçen meta” hükmünce bakıldı Şivan'a.

Basılan konserde Şivan'ın “Hûn çi trroleni law, ez Şivanêwe me” sözü iki gizi içinde taşır.

“Trrole” sözüyle örgütün “troll”lerine seslenirken “ez Şivanêwe me” derken de muhatapların “hayvansan hayvanlığını bil” demeye getiriyordu aslında.

Çîyager de Şivan'dan sonra kavalı alıp sürüyü bayıra sürdü.

Çaldıkça sazı, sürü coştu; çıktıkça avazı, sürü bayıra koştu.

Ne yazık ki saf niyetli Çîyager, evine musallat olan “kırma kurt”tan bîhaberdi.

“KIRMA KURT” iki nokta fazlalığıyla musallat oldu Çîyager'in hanesine ve noktalı KIRMA KURT'un “toplumsal kâbus” tuzağı meyvesini vermeye başlamıştı.

LGBTİ'yi kurtarıcı sanan KIRMA KÜRT'ün bu topluma faturası oldukça ağır olacaktır ve Çîyager, bu faturayı ifşa eden ilk kişi, ancak bedelini ödeyen on binlerce kişiden sadece biridir.

Bu yüzden Çîyager'in çıkışını önemsemek gerek.

Ve her şeye rağmen ekilen fırtınanın kasırgaya dönüşmesi kaçınılmazdır.

PKK TARİHİ

PKK'yı yakından tanımayanların PKK'yı tanıması, sanıldığı kadar zor değildir.

PKK'yı tanımak için, önemli olan güvenilir kaynak bulmaktır.

PKK'yı tanıtan kaynaklar da dört şekilde kategorize edilir ve bunlardan sadece bir tanesi güvenilirdir.

PKK'yı tanıma kılavuzu olan bu kitapları biraz açmak icap ederse;

Birincisi, PKK'nın kurucuları tarafından hazırlanan PKK'yı öven kitap ve dergilerdir.

Abdullah Öcalan'nın kitapları ve örgüt tarafından PKK'nın resmi internet sayfası kabul edilen “Serxwebun” bu gruba girer.

Aslında sadece bu kaynaklara bakılarak da PKK'nın için de bulunduğu çelişkiler yumağı ve ihanet sarmalı görülebilir, ancak bunu görmek için açık bir algı ve kiraya verilmemiş beyin gerekir.

İkincisi, resmi ideoloji tarafından PKK'yı küçük düşürmek ve aşağılamak için yazılan tarihtir.

Bu tarih, en az güvenilen tarihtir ve ilmi bir derinliği olmadığı gibi samimiyetten de oldukça uzaktır.

Çoğunlukla kaynak olarak da PKK itirafçılarından yararlanılmaktadır.

İtirafçıların da öfke ve intikam duygusunu hesaba kattığımızda bu tarihin inandırıcı olma şansı yok gibidir.

“Ermeni örgütü” “sünnetsizler” “bebek katili” gibi ifadeler içinde hakikati barındıran kimi yönlerine rağmen hakaret aromalı bir üslup barındırdığından toplumda inandırıcı olamamıştır ve olamayacaktır da.

Üçüncüsü, soldan çarklı, kimin taşeronu olduğu bilinmeyen ve toplumun değerlerine hakaret etmeyi aydınlık belirtisi sanan zihniyetin ürünü olan tarihtir.

Bunlar; biraz Kemalist, biraz Sosyalist, biraz liberal kodların karıldığı ortalık malı bir zihniyetin tezahürüdür. Bu tarihin yazarları, dini değerlere karşı “kırmızı görmüş boğa” gibi tepkiseldirler.

Kızıla meftun, bu yüzden dökülen kanın kızıllığına âşık.

Ölen kendileri olmadıktan sonra gerisi teferruattır, onlar için.

Toplum mühendisliğine soyunmayı kutsal görev, izlerinde gidenlerin de geleceğini bellerler.

Onlara inananların muvaffak olduğu vaki değildir.

Ruşen Çakır, Hasan Cemal, Cengiz Çandar'ın başını çektiği bu zihniyet, Cizre'de algısı dumura uğramış gençlere “hendeğin hikmetlerini” fısıldar, aynı gün Nişantaşı'nda rakısını yudumlar.

Bu yazarlar, tarafsızmış gibi görünüp algının alasını oluşturur.

Fikir puştluğuna soyunan bu zevatın en büyük handikapı marjinal kalmalarıdır.

Hendek başında çektikleri iki fotoğraftan roman yazacak kadar mahir olan bu kalemlerin topluma sunduğu da kan, acı ve gözyaşından ibarettir.

Bunların PKK medyasından tek bir farkları var:

O da acı ve gözyaşını gülücükle sunmaktır.

Yani PKK medyası ve bu Kemalist/sol zihniyet aslında aynı şeyi anlatır. Onları birbirinden ayıran, kullandıkları üsluptur.

Dördüncü ve en güvenilir kaynak ise PKK'dan ayrılan, ancak itirafçı olmayan ve PKK'nın kuruluşundan beri her olayın ana merkezindeki “kara kutu”lardır. Ve PKK bunları “kara kötü” olarak lanse eder.

Bunlar, hakaret edici bir dil kullanmaz ve belgeli konuşurlar.

Belgelerde yer ve zaman belirtmekten kaçınmazlar.

Şahitlerin adları, gerçek isimleriyle verilir.

Bu kaynaklara da örnek olarak Selim Çürükkaya'nın yazıları ve kendisine ait  “http://madiya.net/ “ sayfası örnek gösterilebilir.

“Apo'nun Ayetleri” kitabını PDF olarak okuyabileceğiniz sitede, Öcalan'ın yetmiş dakikalık sorgu/itiraf görüntülerini de bulabilirsiniz.

Selim Çürükkaya'nın kaleminden:
           "...yalnız 1992 yılında, önderlik çizgisine uymadığı gerekçesiyle mahkeme kararları ve ulu önderimizin talimatlarıyla kurşuna dizilenlerin (ben bu kadarını biliyorum) sayısı 141 kişidir." (s. 163)
             "Uygulanan çizginin sonuçları, 1992 bölge raporlarına şöyle yansıyordu: ‘Dersimde parti içinde cezalandırılanların sayısı 17, şehit düşenlerin sayısı 23'tür. Amed'te parti içinde cezalandırılanların sayısı 38, şehit düşenlerin sayısı 42'dir. Botan'da parti içinde cezalandırılanların sayısı 17..." Evet bu rakamların sayası uzayıp gidiyordu." (s.176)
              "Botan Gerilla komutanı telsizle ulu önderimize: ‘Başkanım, Botan'da bizden önceki yönetim tarafından çok sayıda arkadaş yargılanıp öldürülmüş, aileleri durumu öğrenmişler, gelip bize soruyorlar verilecek yanıt bulamıyoruz'. diyor, Ulu önderimiz şu yanıtı veriyor: O ailelere deyin ki, sizin çocuklarınız devrimciydi. İçimize sızan özel savaş ajanları tarafından katledildiler. Biz, çocuklarınızı öldürenleri kısa zamanda ortaya çıkararak intikamlarını aldık. Ne yapalım savaştır, oluyor deyin'..." (s.178)

              "Hollanda'da bir evde öldürülen Mehmet Çimen'in cesedi, bir banyo küvetine atılıyor. Küvet asitle dolduruluyor. Yaklaşık iki saat sonra küvetin tıkacı çıkarılınca saç ve kemik dâhil hiçbir şey kalmıyor..." ve Mehmet Çimen buharlaşıyor. (s. 251)

Ve yıllar sonra PKK'lıların özgürlük umudu da Mehmet Çimen'in kemikleri gibi buhar olur.

Her şey demokratik Türkiye için!

Nasılsınız hevaller!

ADLİ DEĞİL ADİ VAK'A

Gençlik ve Spor Bakanlığı, güya gençlerin gelişimini sağlamak, sözüm ona topluma uyum sağlamalarına yardımcı olmak için her yıl birtakım etkinlikler düzenlemekte.

Kurt ile kuzuyu, it ile yiğidi aynı mekânda tutmanın sakıncalarından habersiz bir ekibin çocuklara veya gençlere faydasına inanmak için biraz saf olmak gerekir.

YDGH ile hemhal olmuş, ancak onlarla hareket etmekten de çekinen, ortalıkta yiğitmiş gibi dolaşan ancak yiğitin it kısmıyla caka satan kopuklar bir kez daha bizi can evimizden vurdular.

Valilik “bıçak kasıklara gelmiş, boğaza değil” derken kesilecek faturanın hesabıyla meşgul.

Yani anlayacağınız, Bakanlık ‘hangi elemanın üstüne yıkayım da kurtulayım' derdinde.

Bıçağın boğaza veya kasığa gelmesinin hiçbir önemi yok, zira kuduz köpeğin dişleri Silifke'yi deşt-i Kerbela'ya dönderdi ya, mühim olan bu.

Ulvi bir davanın müntesibini süfli bir düşünceyle yoğrulmuş çakalla bir araya getirme basiretsizliği konuşulmalı.

Yola çıkıldığı anda yaptığı el işaretiyle tasmasının rengini belli eden itle yiğit aynı yerde olur mu?

Zulmet ve rahmet, kir ile fikir, ur ile nur nasıl bir arada tutulabilir.

Günlerce diş gösterip hırlayan kuduz köpeklere karşı önlem almayan bir iki yetkilinin cezalandırılmasıyla Hüseyn'in göğsümüzde yumru gibi duran acısı dinecek mi?

Birkaç çakalın ısırıklarıyla Hüseyni davanın müntesipleri sinecek mi?

Yasin'i koruyamadı devlet; Hüseyin'i it sürüsünün arasına salması tam bir rezalet, sonuç felaket!

Allah'ım, faillerini yandaşlarıyla birlikte kahret, kazdıkları çukurlarda helak et!

 

TERS KÖŞEKIRK QATIR MI KIRK SATIR MI?

Azadîya Welat, janjanlı bir ifade, ancak pespaye bir zihniyetin paçavrası ki tuvalet kâğıdı işlevinde.

Zamanla “Welat” kısmı ağır geldi birilerine, LGBT-İ'nin özgürlüğü, Kürtlerin özgürlüğünün önünü aldı ve “Azadi” sözcüğünün vasıflandırdığı temel kavram, söz konusu son harfindeki  “İ”  ile sınırlı kaldı.

Müntesipleri, bağımsız Kürdistan sloganıyla yola çıktı ilkin.

Sonra sokağa düşüp köprü altlarını mesken edindi bir süre.

Bu süre zarfında vizitesiz çalıştı.

Nihayetinde Türkiyelileşmek gibi yeni bir şemsiye altına girdiler.

Bu şemsiye güneşten veya yağmurdan korumaktan ziyade mor ve eflatunun at başı gittiği, lila'nın fujya ile yarıştığı renk cümbüşünden oluşturuyordu.

Zira her renk bir kırığı ifade ediyor:

Lilanın “L”si

Grinin “G”si

Bordonun “B”si

Turkuazın “T”si

Harfler ve renkler yan yana gelince şemsiyenin bileşenini ele veriyor aslında.

İşte bu çok yönlü şemsiyenin logosu olmaya namzet paçavra, bu hafta “Hizbullah devletin mayın Qatırı olmaya hazır” gibi seviyesiz ve söz konusu bileşenleri barındıracak kadar cibilliyetsiz, ancak tıynetine uygun bir ithamda bulundu.

“Bağımsız Kürdistan” yalanıyla ortaya çıkan, saf zihinleri oltaya çeken; Kürdistan'dan özyönetim, özerklik, özeşeklik gibi renkten renge giren; sırtını YPG'ye dayayan, “Bijî Serok Obama” sloganıyla sokaklarda serserileriyle saf tutan, Putin'in kucağında, Esed'le sarmaş dolaş olanların Qatır sözcüğü tam bir komedi.

Sonuç olarak, tasmasının farkında olmayan yosmayı dikkate almayı yersiz biliyorum.

Çünkü Esed'e taşeron, her devlete piyon olmaya namzet bu yapının sahibini meşhur bir deyimimiz çok güzel özetliyor:

Qatıra baban kim demişler, dayım at demiş.

Obama mı, Putin mi; Obama mı, Putin mi?

Yoksa Yorgo Grad, Sırp veya Hırvat, hangi kavat?

Sahi dayını boş ver de baban kim?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.