Konuşmak mı susmak mı?

Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selâm da O'nun pak Rasûlüne olsun. Kelam ve beyan nimetini veren Rabbe şükürler olsun. Ancak o Rabb(cc) öyle bir nimet daha vermiş ki, onun varlığından dahi haberimiz yok. O nimet için şükretme ihtiyacı bile hissetmiyoruz. Olmadığını, yaratılmadığını, bir boşluk olduğunu düşünüyoruz ama aslında en az kelam ve beyan kadar somuttur. Sükûttan bahsediyoruz. ‘Susmak' diye geçer lügatte, konuşmamak yani. Hepsi o kadar mı? Öyle olmasa gerek. Sükût berraktır, su gibi. Suyun içine bir damla kırmızı boya damlatırsanız, pembe olur. Su mu pembe olur yoksa boya mı, Allah bilir. Sükûtun içine damlatılan bir damla kelam da öyle tatlı bir renk alır.

Konuşma aralarında susmak değil, susma aralarında konuşmak gerek. Zira konuşma arasındaki sükût pek bir anlam ifade etmez ama sükût arasındaki az bir kelam çok şey ifade eder. Konuşmanın susmaktan daha önemli görüldüğü, edebiyatlı lafın hikmet sayıldığı çağımızda sükût her babayiğidin harcı değil. Bebeğimizin konuşmasını dört gözle bekleriz, konuşunca da bu isteğimizden dolayı pişman oluruz. Japonlar derler ki: “Siz çocuklarınıza konuşmayı öğretiyorsunuz, biz ise susmayı.” Muhammed(as) ümmeti olarak bizler sükûtun kıymetini en iyi bilen topluluk olmalıydık oysaki.

“Ya hayır konuş ya da sus.” hadis-i şerifini unutmuş durumdayız. Her şeye her zaman söyleyecek bir lafımız var ve söylüyoruz da. Yeni insanlarla tanışacağımız günün arifesinde hemen düşünceler başlıyor: “Ne desem, ne konuşsam?” Hele de tanışacağımız kişi bizim misafirimizse, “Konuşmasam ayıp olur; misafir istenmediğini zanneder.” diye düşünüyoruz. Misafir de gerçekten öyle zannediyor zaten.

Konuşmanın susmaktan daha kıymetli olduğunu ve insanlara değer vermenin onlara edilen laflarla doğru orantılı olduğunu kim dayattı bize? Hâlbuki çoğunlukla değer verdiğimiz insanların yanında susarız ve muhabbet demleriz. Öyle zamanlar olur ki, aylardır görüşmediğimiz dostumuza kendisini özlediğimizi, muhabbetine ihtiyacımız olduğunu söyleriz de bir araya geldiğimizde ettiğimiz kelam, susmalarımızı geçmez.

Sükût gerçekten de yok gibidir. Konuşmanın olmadığı an sükûttur. Ama belki de susmanın bozulduğu andır kelâm. Sükût rüzgâr gibidir. Yok gibi durur ama rahmet yağmurlarının müjdecisidir. Rüzgâr bile eserken iz bırakır, sükûtun iz bırakmaması mümkün mü? Sözün çoğu günahtır ama sükûtun hemen hiçbir yerinde günaha rastlayamazsınız. Sözde gıybet vardır, koğuculuk vardır; iftira, boş laf, kalp kırma… Ancak sükût, zulme rıza göstermek sayılması dışında daima hayırdır.

Rabbim bizi öyle bir kelama muvaffak etsin ki, melekler tereddüt etmeden sevap yazacaklarını bilsinler. Rabbim dilimize daima hayrı söyletsin, boş ve günah sözler söylemekten bizleri halas eylesin. Bize ve tüm insanlığa da konuşmanın değil susmanın kıymetini bilmeyi nasip etsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.