Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Kürtler nereye?

Özünden başka her tarafa doğru akan, çekilen, yürüyen, yürütülen bir coğrafyadır orası. Tıpkı Leyla gibi;  Mecnun’una yürüdükçe “ağalar, beyler, sultanlar ve dahi kendi ailesinin” engelleri -murada/vuslata ramak kala- onu hasret ve gurbete çeliyordu. Mem ile Zîn, Kerem ile Aslı; Sakaya ile Fırat, Tuna ile Nil gibi. Nihayet, İSLAM gibi...

Hikmeti nedir bilmem ama bu coğrafyanın çekmediği çile, görmediği ihanet, yiğitlik, mertlik, namertlik kalmamıştır. Adeta tecrübe ile yoğrulduk lo! Kürt halkı; saydığımız bu tecrübelerin neresinde, kapasitesi nedir, bilemem.

Bu halk İran, Irak, Suriye ve Türkiye coğrafyalarında meskûndur. Nüfus yoğunluğu, kültür düzeyi ve yaşadığı diğer ırklarla en başarılı uyumu yakalayanı ise Türkiye’deki Kürtlerdir diye düşünüyorum. Sebebine gelince; “yakın geçmişte olan olaylar ve bu olayların etrafında döndürülen komplolar ve halktaki temkin ve inadına inadına gösterilen büyük sabır” derim. Dolayısıyla da tüm Kürtlerin; ümmet bütünlüğünde bir dinamizme, birlikteliğe katılmalarının yolu; -Türkiye’deki Kürtlerin, hala dindarları ezici olan bir halk olduğunu kabul edip- bunlarla uzlaşmaktan geçer.

6-7- Eylül olaylarında malum çevre; “ağalarının ve gelecekteki emellerinin hesabına bir kalkışma ve prova” yaptı. Kim ne derse desin, mazlum Kürt halkı bunu yemedi aksine anında işi çözdü. Dikkat edilirse o şaki kalkışmada, öyle sokakları doldurmuş on binlerce insan yoktu.

Şokun ilk dalgası atlatıldığında provoke edilen, gafil çoğunluk sokaklardan çekildi ve ortada “ev, iş yeri, araç” yakan azgın, paramiliter fanatikler kaldı. Bu güruh; hedef gözetmeksizin, holiganlar gibi sağa sola saldırarak yakıp yıktı. Canlar’a kıydılar; iman, insaf, kanun-nizam ve tüm insanî değerlerin dışına çıktılar. Ancak; “eceli gelen keçi gibi çobanın ekmeğini yediler.” İşte bu, akıllı bir “muhterisin” yapacağı bir vahşilik değildi. Basında görüldüğü kadarıyla; devletin adeta terk ettiği sokaklar; “dindar kesimin sokaklarına sahip çıkması ve devletin gecikmeli de olsa dahli ile” duruldu.

Kendileri de anlamış olacak ki “01-Kasım’da da “ne kadar medeni olduklarını” kanıtlamak için “her yer Kobanî olacak” diyen; yılan ve akreplerini kuzu postuna büründürerek barış yürüyüşüne kalkıştılar.”

Mağdurlar da yuttu(?!) değil mi? Artık; kral çıplak, vampir de ortadaydı.

Artık her şeyi de gören halk hakemdir ve düdüğü çalmıştır. Zalim ve mazlum, Hüseyin ve Yezîd, Musa ve Fir’avn, yerli ve ecnebî, halkın kendisi ve halkı kurşunla terbiye etmek isteyen; kısacası şehitler ve şerirler ortadaydı.

İş Hakk’ın mahkemesine kalmış. Adl-i İlahî’de ceza; mutlaka ama ağır ağır kesileceğinden şimdilik fırtına öncesi sessizlik hâkim denebilir.

Cani, sadist olduğundan; “ayıptır, günahtır, yazıktır”gibi tepkileri ödül sayıyor. Öldükten sonra dirilmeye olan inanç zedelenir; kişi, insanlıktan çıkıp “mutfak ile lavabo arasında işleyen bir zehir hortumuna” dönüşürse varacağı yer de burasıdır.

Hakk, tevhid, birlik-beraberlik sevdalıları; varlık sebeplerini Türk-Kürt düşmanlığı yerine medeniyet ve İslam kardeşliğinde bulanlar; zinhar gafil olmamalıdır. Halk, elbette ki mazlumları, dindarları sever ve güvenir ancak kılıçları da “silahla, baskıyla karşılarına dikilenlerle” olabilir. Hz. Hüseyn(ra) da Kerbela’da Yezid (al)’nin kılıçlarıyla baş başa bırakılmadı mı?

Türkiye’deki her duyarlı insan, gecikmeden şefkat kanatlarını en yakınındaki mazluma açmalı; mezhep, kan ve ırk birlikteliğinin ötesindeki İslam ve insanlık onuru temelinde bir kardeşlik ve birliktelik bilincini geliştirmeli, sindirmelidir gün Batı’dan doğmadan.

Ortadoğu halkları; “satılmışın, işbirlikçinin, uzlaşmacının, imansızların, vatan ve milletlerine ihanet edenlerin, yerli bir hücre bile taşımayanların, Kâbe yerine Washington’a, Telaviv’e(la) yönelenlerin ceza alanlarına son kere yine girmiştir. Korkum; yine gol atamadan topu auta atamasıdır, Vallahi!

Aydınlığa yakın olduğumuzu, karanlığın zirveye varan şiddetinden anlıyorum, duyuyorum, görüyorum.

Reçetemiz; ilkeli olmak, adil davranmak, cesaretli ama mutlaka ferasetle davranmak ve “nesrun min’ellahî ve Fethun qerîb!” Deruni dualarımla.

diyarbakırhaberleri

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.