Mezar soyguncusu!

 Mezar Soyguncusu

Hangi örgüt veya oluşum adına yapılmışsa yapılsın, cumartesi günkü olayı kınamamak mümkün değildir.

Olayı kınayıp olaydan çıkar devşirmeye çalışmak da en basit ifadeyle mezar soygunculuğudur.

Mezar soyguncularının bütün toplumlarda nefretle yad edildiği bilinen bir hakikat. Akrep ve çıyanların sevilmemesi de belki mezarlardaki cesetlerden nemalanmalarındandır.

Farklı sivil toplum ve örgüt bileşenlerinin bulunduğu bir alana bomba atmak, her şeyden önce bir terör olayıdır.

Yüze yakın insanın öldüğü ve intihar eylemi olup olmadığı bile belli olmadan, DEMİRTAŞ'ın on beş dakika gibi kısa bir sürede eylemin failini açıklaması, ya dünya terör uzmanlarının üzerinde ihtisas yapacağı bir başarı ya da tek kelime ile hezeyandır.

Faili on beş dakikada tespit etmek için, eylemin emrini veren olmak da mümkün.

Algı oluşturmak için suçluluk psikolojisiyle yansıtma çabalarını da yabana atmamalıyız.

Nitekim çok değil üç beş ay önce “Erdoğan terör ile arasına mesafe koysun” diyen de aynı DEMİRTAŞ değil miydi?

Konuşurken rahat tavırlarıyla tanıdığımız bu şahsın, yalan söylerken yüzünün kızarmaması da tam bir oyunculuk harikası.

“6/8 Ekim olaylarında altı HÜDA PAR'lı öldürülürken kırk dört HDP'li de öldürüldü.” ifadesini pişkin pişkin kullanan DEMİRTAŞ, olayın müsebbibi değilmiş gibi rahat konuşuyor, isimleri ve katledilme anları kameralarda olan mütedeyyin insanları HDP'li gösterirken, Yasin, Hasan, Hüseyin, Riyat, Turan, Mahmut, Fethi, Cengiz, Muhammet Latif, Ahmet, Fehad İbrahim ve Abdullah Muhammed Latif'in ailesinden hiç mi hiç utanmıyordu.

DEMİRTAŞ'ın bu oyunculuğunu ne yazık ki Gezi olaylarında panzerin önünde yatma numarası yapan ancak Doğu'da canlı kalkan olmaktan korkan Sırrı Süreyya'da göremiyoruz. Sırrı Süreyya bu son olayda bir çuval inciri berbat etti.

HDP kurmayları ile patlama yerine giderken Sırrı Süreyya'nın gözüne takacağı bir Ray-Ban gözlük ile artist adam, sırıtışını örtebilir, bakanların kamera karşısındaki sırıtışlarını tiye alan ve saatlerce bakanların sırıtık fotoğraflarını paylaşan HDP'nin sosyal medya militanlarını madara olmaktan kurtarabilirdi.

Sırrı Süreyya'nın sırıtan resmi olmasaydı, cenaze töreninde “HDP'ye oy verin!” diyen DEMİRTAŞ'ın “HDP'ye oy” kısmını kesip iki “oy” sözcüğü daha ekledik mi “HDP'ye oy oy oy!” biçiminde yansıtır, Kürt mahallesinde “Vay HDP'nin başına gelenler” biçiminde lanse edip melemeye hazır sürüye yedirirdik.

Böylelikle DEMİRTAŞ'ın mezar soygunculuğu da ifşa edilmezdi.

Elhasılı kelam, cenaze töreninde oy isteyen ve acıdan rant devşirmeye çalışanları insan saymak, insana yapılacak en büyük hakarettir.

GÜLEN'in Taziye Stratejileri

Mavi Marmara'da dokuz şehit, kimileri ağır olmak üzere onlarca yaralı ve her dine mensup beş yüzü aşkın esir Filistin topraklarına kurumlanmış israil'in Aşdod Limanı'na götürülürken, ülkemizin hemen hemen her şehrinde sıkılmış yumruklar, yüreklerde öfke, bakışlarda kin vardı.

Vicdan ehli her cemaat ve parti aynı alanda, her vakıf ve tarikat aynı öfkeyi biledi… Ortada bir vahşetin olduğu hakikat…

Meydanlar israil'den gelecek yaralıları karşılamak için hınca hınç dolu… Şehitlerin görüntüleri yürek dağlamakta… Ve okyanus ötesinden bir felaket tellalı otoritenin çocuğu olduğuna yemin edercesine ihanet metninin arasına diyet borcunu sıkıştırmakta…

Otorite sözcüğünün niçin yazıldığını bilen bilir, bilmek istemeyenin de zaten kavrama melekesi körelmiş.

Aradan zaman geçer ve Baykal'ı koltuğundan eden malum kaset görüntüleri gündemin baş konusu olur.

Muhterem Hocaefendi, ivedilikle Baykal'a geçmiş olsun mesajını yollayacak ve vuku bulan zina olayından değil, görüntülerin yakalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirecektir.

Sonra Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili kaset iddiaları, ama zat-ı şahaneden ses yok.

Çünkü oradan ona ekmek çıkmayacağını düşünür.

Gezi olaylarını Türk intifadası diye nitelendiren medyasından sonra Berkin ELVAN'ın ölümü pragmatist yapı için bulunmaz fırsat olur.

Fırsatları değerlendirmesiyle bilinen malum zat, Berkin ELVAN'a taziye adı altında Alevileri sokağa dökecek ifadeleri araya sıkıştırmaktan imtina etmeyecek ancak cemaziyülevvelini bilen Aleviler, ne onu ne de taziye mesajını dikkate almayacaklardır.

Tarih: 6 Ekim 2014…

Kurban bayramının üçüncü günü…

Diyarbakır'da dört genç, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir vahşetle katledilirler.

Yasin, Hasan, Hüseyin, Riyat, Turan ve Mahmut Enez Diyarbakır'da; Fethi ve Cengiz Karlıova'da; Muhammet Latif Van'da; Ahmet Adana'da; Fehad İbrahim ve Abdullah Muhammed Latif Kızıltepe'de linç edilir.

Kiminin öldürülme gerekçesi sakallı oluşu, kiminin ise eşinin çarşaflı oluşu…

Kürtçe bilmediği için öldürülenler de var aralarında…

İnsanların kanını donduran bu vahşetin müsebbibi de çok değil dört gün önce zat-ı muhteremin bulunduğu topraklarda…

Hocaefendi itikafta…

Ve Türkiye tarihine kara gün olarak geçen cumartesi günkü eylem…

Hocaefendi için gün doğdu, ivedilikle yazıldı taziye mesajı.

Kim bilir belki bu dünyada ona bir ekmek çıkar.

Ahmet ALTAN Her Kan Kokusunu Duyar mı?

Ahmet ALTAN, birkaç yıl önce Nokta dergisi ve Taraf gazetesindeki yazılarıyla neredeyse halk kahramanı ilan edileceği bir dönemde, Yüksekova'da beş bin kişilik vahşi bir topluluk “Rabbim Allah” diyen on beşe yakın genci bulundukları dernekte kıstıracak, Ashab-ı Kehf misali linç edilmeye çalışılacak ve dernek yöneticilerinden Ubeydullah DURNA, topluluğun içindekilerden birilerinin ateş etmesi sonucu katledilecekti.

Liberal ve hakperest(!) Ahmet ALTAN'ın gazetesi Taraf, bu haberi “Mustaz'aflar derneğinden göstericilere saldırı” şeklinde yansıtacaktı.

On beş kişinin beş bin kişilik bir gruba saldırması, bırakın gerçek yaşamda, küçük çocukların çizgi roman kahramanlarında bile görülmez. Bizim duyarlı aydın Ahmet ALTAN, bunu sorgulama zahmetinde bulunmadığı gibi mazlum ve mustaz'af kitleyi suçlayarak birilerine şirin görünmeye çalışacak veya kendisine verilen bir görevi ifa edecekti.

Bugün de aynı aydın(!) “Oluk oluk kan akacak bu iktidar yerinde durursa, bugün akan kandan daha fazlası akacak.” diyerek halka rota gösteriyor ve kurtuluş için reçete yazıyor.

Ancak son kullanma tarihi geçen ilaçlar ne kadar tehlikeliyse, son kullanma tarihi geçen demeçler de o kadar tehlikelidir.

Haydi oradan, naş naş!

TERS KÖŞE

Tutmazsa İzi Kalır!

Ankara'da cuma günü yapılan bombalı saldırıda doksan yedi vatandaşın hayatını kaybetmesinden on beş dakika sonra “fail devlettir” diyerek katili bulan(!) DEMİRTAŞ, dört beş saat sonra da ölü sayısını yüz yirmi sekiz olarak açıkladı.

Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının doksan yedi olarak verdiği kayıp sayısını HDP'nin yüz yirmi sekiz olarak açıklamasının özel bir nedeni var mı, bu bir muamma.

Bu sayı bir temenni mi, yoksa barajı geçmek için ihtiyaç olan sayı mıydı tam olarak anlaşılamadı. Ancak olaydan iki gün sonra şöyle bir açıklama yapma gereği hissetti HDP: “Barış mitingi katliamında yüz yirmi sekiz yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bilgisini vermiştik. Katliamın ardından sağlık kurumlarından ve başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere resmi mercilerden bilgi alınmasında yaşanan sıkıntılar ve engeller, farklı kurumlardan kriz masamıza ulaşan listelerin birleştirilmesinde karşılaşılan zorluklar, kendisinden haber alınamayanların varlığı, Adli Tıp'taki numaralandırma sistemi ve cenazelerin beden bütünlüğünde karşı karşıya kalınan durum,  tam kayıp sayısını açıklamayı zorlaştırmış, verdiğimiz sayılarda hata olduğu anlaşılmıştır. Bu hata nedeniyle kamuoyundan ve halklarımızdan özür dileriz.”

Yalan haber ve yalan söz PKK ve HDP'nin tıynetinde var. Ancak bu defa yapılan itiraf, çuvala sığmayan mızraktan olsa gerek.

Batı'da sazıyla mızrap tutan DEMİRTAŞ, bütün Türkiye'nin şahit olduğu bir olayda bu kadar rahat sallarken mızrak bu defa bir yerlere fena battı.

Daha önce ne demişti DEMİRTAŞ:

Kobani olaylarında hiçbir yerde şiddet olayları yaşanmadı.

Kobani ile ilgili ülke genelinde cereyan eden olaylarda kırk dört HDP'li öldürüldü.

Kim şiddetten besleniyorsa Allah onun belasını versin.

Hiçbir yerde HDP'ye zorla oy verilmemiştir.

GEPPETTO isyanlarda…

Pinokyo'nun burnu, çuvala sığmayan mızrakla yarışmakta…

Önceki ve Sonraki Yazılar