Ölçülü olmak

 Sınırsız ihtiyaca sahip olduğunu düşünen tek varlık insandır. İnsanoğlu çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için farklı mesleklere yönelir. Bazen doktor, bazen hâkim, bazen tüccar olmak ister.  Bu eğilimlerin doğal olduğu söylenebilir. Fakat aşırı istek ve arzunun insanın özelliklerine baskın gelmesi, insani özelliklerini unutturması ya da iyi yönlerine gölge düşürmesi bir felakettir.

Psikolojik bir kavram olan ‘'gölgeleme'' düşüncesi iyi yönde kullanılmadığında bireylerin farkındalıklarını, kazanımlarını gölgeler. Bu düşünceyle hareket eden bireyler diğer bireyleri insan olma özelliğinden çıkararak ya melekleştirir ya da şeytanlaştırır. Oysaki insan insandır. Gerekli ölçü dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır.

Bu tür olumsuz düşüncelerin filizlendiği iklimler genellikle ölçüsüzlükten ortaya çıkar. Ölçüyü yiyecek ve içecekte kaçırdığımız gibi ilimde ve bilimde de kaçırıyoruz. Birçok ilim ölçüyü kaçırarak insanı mükemmelleştirir. Oysaki inanç perspektifli ilimlere bakıldığında insan kusurludur, hatalıdır; insanın hata yapma oranı yüksektir. İnsan bütün kusurlarına rağmen çeşitli iyilikler yaparak kendi iç motivasyonunu temin edebilir. Efendimiz bu konuda bir kötülük yapıldığında onun yerini dolduracak iyilikler yapmamızı tavsiye ederek ölçüye dikkat çekmiştir.

İnsanların iyilik yapma eğilimindeki tembelliği ya da periyodik olarak kötülük yapıp iyiliklerle telafi etme anlayışı bir ölçüsüzlüğün işareti olduğu gibi sosyolojik olarak da bir sorundur. Unutulmamalıdır ki her yanlış yöntem ve ölçüsüzlük mutsuzlukla beraber pişmanlığı doğurur. Örnekleyelim:

Rivayetlere göre elli yıllık karısını kaybeden yaşlı bir adam:''Onu ne kadar çok sevdim.''diyerek hıçkırıklarla ve bağırtılarla ağlıyordu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ise bu kadar feryada anlam vermeseler de onu teskin etmeye çalışıyorlardı. Yetişkin çocukları, kendisini bu kadar paralayan babalarını yatıştırmaya çalıştılar: ‘'Tamam baba! Seni anlıyoruz.''

Yaşlı adam gözlerini dikmiş kazılan mezara yavaş yavaş indirilen eşine bakıyordu. Daha sonra, duaların sonunda, aile bireyleri meyyitin üstüne toprak atmaya başladı. Yaşlı adam hariç hepsi sırasıyla toprak attılar.

Yaşlı adam: ‘'Onu ne kadar çok sevdim.'' diye sesli sesli kendi kendine konuşuyordu. Kızı ve oğlu konuşmasını engellemek istediler ama o devam etti; ‘'Onu sevmiştim!'' Kalabalık, mezarlığı terk etmeye hazırlanırken yaşlı adam gitmemekle direniyordu. Gözlerini dikmiş bakıyordu. Yaşlı adamın arkadaşlarından biri yaklaştı:  ‘'Kendini nasıl hissettiğini biliyorum; ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız.''dedi.

Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha ‘'Onu ne kadar çok sevdim.''diyerek söylendi.''Beni anlamıyorsun.'' dedi arkadaşına. ‘'Ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim.''

Bu yüzden zamanında atılması gereken adımlar atılmalı söylenmesi gereken sözler söylenmeli. Aksi takdirde inancında, amelinde ölçüsüz ve dengesiz olan insan; başarısız ve mutsuz olur. İnsanlar ölçülü, dengeli adil olsunlar diye Rabbim, kutsal kitabımızla birlikte mizanı (ölçü ve denge) indirmiştir. Rabbim; bizleri mizandan ayırmasın.

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar