Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

Sabır taşında bilenmiş bir Camiadan’dır bahsimiz

Bir toplumda kraldan daha çok kralcı olanlar, toplumsal dinamikleri sarsar ve zedelerler. Toplumu tedhiş eden ve sosyal hayatı dumura uğratan böylesi yapılar ve onların tekelci anlayışıdır.

 

Bu tekelci anlayışların beslenme noktası pek önemli değildir. Bunlar dini bir kaynaktan da beşeri bir ideolojiden de beslenseler “taassup, kör bakış ve sakat bir döngü” onları toplumun kangren olan bir uzvu haline getirir.

Hikmetli ve sağlıklı ellerin hastasına yaklaşan bir doktor babacanlığıyla bu kangrenli uzvu kesmesi elzem olur.

İslam, bireysel ve grupsal yanlış/hata, günah/kötülüklerin giderilmesinde elle, dille düzeltmeyi veya gücün yetmediği noktada bu fiillerin sahibinden veya işlendikleri ortamdan kalbi bir redle/buğzla uzaklaşmayı salık verir.

Kur’an ve Sünneti referans alan Hizbullahi camia 90’lı yıllarda ilmi bir istişare ve cemaatsel bir sorumlulukla bazı kötülüklere fiili müdahaleyi mücadelenin gerekli bir yönü gördü ve bu noktada Allah’ı razı etme arzusuyla adımlar attı.

Kimileri küfrünün tazyikiyle kimileri ideolojik bir refleksle kimisi tekerine çomak sokuldu algısının kiniyle kimisi de “Ben yılların âlimi, entelektüeli, yazar çizeri olarak dururken bu türediler de nereden çıktı!”nın kibriyle bu camiayı yağlı kazığa çekti.

Saldırısından iftirasına; tazyikinden tezyifine; takibinden işkencesine; zindanından öldürülmesine kadar denemedikleri yol, tutmadıkları metod bırakmadılar.

Biraz vicdanı olan, kardeşlik duygusu kıpraşan varsa da oluşturdukları sisli puslu havadan onun da ya düşman olması ya da tereddütler içinde kalmasına zemin hazırladılar.

Atılan çamur o kadar çirkefti ki tutmadı; ama kalan izinin bile bıraktığı “Acabalar!” hala devam ediyor.

“Öldü, yok edildi, bir daha inlerinden çıkmazlar.” dedikleri bu camia İlahi lütufla toprağa atılan bir tohum misali zorlukların toprağında, zindanların dehlizlerinde, unutulmuşluğun karanlığında “sabır, ilim, ihlas” suyuyla yeniden yeşerdi.

İslam için mücadele gerekliliğini yeniden bayrak yaparak kötülükleri, yanlışları, günahları men etmede/gidermede dille söyledi, tebliğ ve daveti elden bırakmadı/bırakmıyor.

Cehalet, fakirlik ve ahlaksızlığı kendine yegâne düşman bildi ve toplumu kanser misali kuşatan ve güçten düşürdükçe düşüren bu düşmanla mücadele için ilim meclisleri oluşturdu, sivil yapılanmalar içine girdi, yardım dernekleri açtı.

Yıllarca kalplere enjekte edilen sahte/putlaştırılmış “oyun, eğlence, aşiret, ırk, kadın...” sevgisini tekbirler, salavatlarla meydanlara inerek Peygamber sevgisini sunmakla içirmekle kalplerden sökmeye çalıştı.

Yazık ki karanlıktan nemalanan aydınlığa tahammülü olmayan, cehaletle oyalayan ilmin ışığına hazımsız olan, fakirlik edebiyatı yapıp malı ve makamları cuka edenler kirli çıkınlarında biriktirdikleri “yalan, hile, aldatma, iftira, saldırı...” silahlarını yeniden tedavüle sürdüler.

Birileri “Orada ne işiniz var, halk sizi sevmiyor!” deyip sayısı 200’ü bulan saldırıları meşrulaştırdılar.

Bu anlayış bize hiç yabancı gelmiyor.

Ebu Cehil de “Mekkeliler sizi istemiyor!”

Taifli ekâbirler de “Bu şehirde ne arıyorsunuz!” gibi sakat bir zihniyetle Hazret-i Muhammed aleyhisselama saldırıları kendince(!) meşrulaştırmadılar mı?

Sözüne ve fikrine güveniyorsan bırak bu camiayı sevip sevmediğini halkın kendisi ilan etsin kraldan kralcı Demirtaş!

Başka birileri yıllarca bu camiaya “terörist, vahşet, derin, kontra...” iftiralarını Allah’tan hiç korkmadan ağızlarının suyu akarak ekranlardan ve sütunlardan attılar.

Bugün, kirli ve işbirlikçi yüzleri deşifre olunca “Hiç hizmet hareketi terörist olur mu?” deyip kendilerini meşrulaştırmaya ve hatta işi biraz daha ileri götürerek saf/samimi tabanlarını elde tutmak için “Olimpiyata gelen, Şefkat Tepe’lerinde dolaşan ve Twitter’leri ikiye katlamayı ferman buyuran” bir Peygamber rüyasına tutundular.

Samimi olduğunuzu söylüyor ve “Paralel kalkışma!”nın bir iddia/iftira olduğuna inanıyorsanız o zaman en yakın zamandan daha birkaç gün/hafta önce Aksiyon, Zaman gibi yayın organlarınızda attığınız iftiraları itiraf ederek ve helallik dileyerek başlayın ki gönüller gerçekten hoş olsun!

Akibetimiz ve akibetiniz hayır olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar