Salat ve selam olsun!

Salat ve selam olsun Aziz Peygambere!

Ve selam olsun bu kirlenmiş çağda onu tanıtma aşkıyla yollara düşenlere!

Onun için toplananlara,

Onun için tek bilek, tek yumruk olup tekbirlerle tiranlara meydan okuyanlara,

Onu anlatırken, onu dinlerken kendinden geçenlere,

Selam olsun!

Sözler onu anlatırken güzelleşti,

Aşıklar aşkıyla yandı,

Hakimler onun dünyasında gezerken hikmet hazineleri buldukça hayretlere düştüler.

Alimler Onu anlattı, ahlakını anlattı.

Mücahidler Ona kavuşma umuduyla çıktılar ceng meydanlarına.

Mübarek bir Nisan ayındayız yine.

Rasulullah’ı anıyor, onu anlatıyoruz.

Salat ve selam olsun Ona!

Zaten kendi başına bir özelliği olmayan bu ay, salâvatlarla şenlendiği için bereketli bir hal alıyor ve Allah’ın izniyle kalpleri yumuşatıyor.

Benler, bizler, kurumlar aradan çıkınca, sadece Resulullah anlatılınca nasıl bereketlenmesin ki?

Sözler ağızdan kulağa değil gönülden gönüle gidince,

Adı anıldığında yaşlar hem yanağı hem de yüreği ıslatınca,

Elbette zaman da bereketlenir, mekân da. İklim değişir Aziz Peygamber Mustafa’nın ahlakı anlatıldığında.

 

Ama bir ayın sonundaki hasılata da bakmak gerekir.

Toplanan azığa bakmak, karanlıkları aydınlatmak için gerekli nura bakmak gerekir.

Yani kendimize dönmek…

Yani muhasebe… Peygamberi andığımızda kendimizle ne kadar yüzleşebiliyoruz?

Onun topluma bakışından, cahiliyeye bakışından, zulme ve tuğyana bakışından ne kadar faydalanabiliyoruz?

Kardeşliği onun gibi mi anlıyoruz?

Yoksa “zaman değişti, yeni stratejilere, yeni siyasetlere ihtiyacımız var” mı diyoruz?

Safa tepelerine çıkıp canhıraş bir feryatla “Ya sabahah” diye çağıran gariplerin davetine hangi gözle bakıyoruz?

İbadetlerimiz “Aradan çıkarılacak iş”, davetimiz “Fırsat buldukça” kategorisinde midir?

Toplumsal çöküşe, savruluşlara ne kadar duyarlıyız?

Kendimizle ne kadar yüzleşebiliyoruz?

Yargılarımızı, etnik kimliğimizin, mezhebimizin, meşrebimizin dar koridorlarından ne kadar kurtarabiliyoruz?

Birbirimizi anlamak için, kardeşlik için,

Ne kadar çaba harcıyoruz?

Empatiyi ne kadar yapıyoruz?

 

Evet, kendimizle yüzleşmeliyiz.

Peygamberi devreden çıkardığımızda ruhsuz, kuru ve kısmen seküler bir dine ulaşma tehlikesine karşı dikkatli olmalıyız.

Ondaki, iyilikleri, doğrulukları ve güzellikleri görebilmeli ve bu niteliklerin ulaşılabilir örnekler olduğunu unutmamalıyız.

Onun “En güzel örnek” olduğunu Rabbimiz bize söylemiştir çünkü.

Ona bakınca yanlışlarımızdan utanmalı, doğruluk için azim ve kararlılıklar yüklenmeliyiz.

Ebuzer’e bakınca yüreğimiz coşmalı; ama onun Peygamber tarafından neden kabilesine gönderildiği konusunda da kafa yormalıyız?

Ammar’a sahip çıkmalı, Bilal’le kucaklaşmalıyız.

Yüreği yanık Ebubekir’i, gayret timsali Mus’ab’ı, fedakar Osman’ı, kararlı Sa’d’ı anlamaya çalışmalıyız.

 

Salat ve selam olsun Aziz Peygambere!

Ve selam olsun Onun yolunda gidenlere!

Ve selam olsun Mü’mine merhametli, kafire şiddetli olanlara.

Ve selam olsun!

Zindanlarda, işkence yerlerinde aziz İslam için çile çeken fedakar Müslümanlara.

Doğruhaber Gazetesi

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar