Şehid Ali!

8 Ocak 1992 gecesi şehre yakın ormandaki sırtlan, çıyan, çakal, kurt, akrep ve bilumum yırtıcı hayvanlar isyan içerisinde bağırıp çağırmaktaydılar. Her biri kendi lisanıyla haykırıyor, ben miyim yırtıcı, ben miyim vahşi diye adeta isyan ediyordu.

Yılan tıslamayı bırakmış, şu insanoğlunun imansızı da çok vahşi oluyor, diye dile geliyordu.

Akrep, bir de bana hain diyor şu insanlar hiç de kendi şenaatlerine bakmadan, diyerekten insanlığı toptan gömüyordu adeta…

Sırtlan ile çakal bile hissettikleri duyguların esefiyle utanç içerisindeydiler.

Sırtlan, ah şu insanoğlu ah, diye iç çekince çakal kendini cevap vermek zorunda hissetmişti, evladına kıyacak kadar gözü dönmüş onca yaratık varken bize vahşi, bize yırtıcı diyorlar…

Kurt, ben bu insanoğlunu hepinizden daha iyi tanırım. İçlerinde öyle imansızlar var ki, kalpleri şu üzerinde durduğumuz taşlardan daha katıdır. Gözlerini hırs ve düşmanlık bürüyünce ne evlat tanırlar ne de insanlıktan paylarına düşenin hakkını verirler.

Çıyan bile dile gelmişti… Bunca yıldır ormanlarda, mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşıyorsunuz hiç evladına kıyan bir hayvan gördünüz mü? Soru çok açıktı… Hayvanlar bile evlatlarına kıymazdı...

Ormandaki hayvanları bile hayrete düşüren bu olayın elbette bir sebebi vardı…

Hayvanları hayrete düşüren zulüm Nusaybin’de yaşanıyordu…

15’lik Ali Camiden dönmüş doğup büyüdüğü eve girmiş ayakkabılarının bağcıklarını çözmek için yere eğilmişti… Onun eve geldiğini gören 10 ve 11 yaşındaki kardeşleri de sevinçle ağabeylerine yönelmişlerdi ki; bir anda donup kalmıştılar…

Önce ses sonra vücuduna saplanan kurşunlar yaralamıştı karakaş Ali’yi… Son bir nefes doğrulup arkasına baktı… İlkin mermi yağdıran vahşet tabancasıyla göz göze geldi… Gözleri tabancayı tutan eli takip ediyordu… Kol ve omuzları aşan sönük bakışlar nihayet bir çift korkak göz ile kesişmişti…

Baba diyorlardı silah tutan elin nursuz sahibine… Karakaş altındaki gözler de tıpkı bedeni gibi son bir gayretin takatindeydi Ali’nin… Önce kardeşlerinin dehşet içindeki gözlerine sonra da annesinin simasında beliren acıya takıldı gözleri…

Uzatmak istedi son bir nefes ile elini anasına… Ama nafileydi… Baba sıfatıyla sırtlanları, çakalları bile utandıran zalimin parmakları halen tetikle işbirliği içersindeydi… Karakaş Ali’ye kurşun yağıyordu… Yıkılmıştı Ali… Anasına bakan gözlerinden akan bir çift gözyaşı damlasına karışan feryatları bile duyacak değildi Ali artık…

Kurşunlar susmuş… İnsanlık utanca boğulmuştu…

Karakaş Ali artık Şehid Ali olmuştu… Karakaş Ali artık Küçük Şehit olmuştu… Karakaş Ali artık Küçük Ali olmuştu…

Kur’an talebesi, Kur’an düşmanı zihniyetin emriyle babası tarafından katledilmişti…

Çakal çakallığından, sırtlan sırtlandığından utanmıştı…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.