Esra GÜLŞAHİN

Esra GÜLŞAHİN

Sessizliğe kilitlenmiş idamlar ve anormal kararlar

Konuya nasıl giriş yapacağımı bilememem konuya nereden başlayacağımı bilmememden kaynaklanıyor. Nereden başlansın ki? Mısır ve idam kararları açısından yelpazeyi geniş tuttuğumuzda başta insanlığın ölümü, adaletin pasifliği, hukuk ve yargının infazı, ümmetin cılız sesi, dünyaya barış gülücükleri dağıtan necis çehrelerin görülen sevinci…

Ölümler o kadar basit ve ucuz… Bir hayat bir milletin hayatı olması gerekirken vurdumduymaz bir anlayışın içinde kıvranıyor insanlık. Hele de bu ölümler Müslüman coğrafya tarafındansa zaten bir aşinalığın içinde kalmışçasına normal bir durummuş gibi bir algı giydirilmiş sanki zihinlere. Hatta ölüm sayılarının çokluğu dahi bizi şaşırtmıyor artık. Ki Filistin’de siyonistler tarafından bir iki kişinin şehit olması gündeme bile pek gelmiyor. Zira yüzlere varmış ölümleri gören gözler ve duyan kulaklar, haksız bir şekilde ölen tek bir canı gölgede bırakıyor. Hâlbuki ‘“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.’ ayeti bize her şeyi anlatmaya kâfidir.

Onun içndir ki, Mısır’da haksızlığın başrolünü oynayacak bu idam kararları bugün dünyayı ayağa kaldırmalı, Sisi ve yandaşlarının yüreğine korku salmalıdır. Fiili mücadeleden bahsetmiyorum, büyük çaplı uzaklardan doğacak büyük ve etkili tepkiler bu kararı vermelerine onları pişman etmelidir. 529 idam kararından sonra 638 kişiye daha verilmesi sesimizin cılız çıktığının delilidir. Demek ki düşmanın yüreğine korku salamıyoruz ve düşmanı kararından vazgeçirtemiyoruz ki bir sonraki idam kararı diğerine nazaran daha fazla… Bu bizim direnişimizi artırması bakımından ve kendimize bir pay çıkarmamız açısından bir derstir.

Gerçekten büyük çapta etki verici protestolarımız yok. Öncelikle bütün düşünceleri bir kenara bırakıp elimle güç yetiremiyorsam dilimle bu zulmü lanetlemeliyim deyip meydanlar insan sesleriyle dolup taşmalı… ‘Protesto etmekten ne olacak ki’ sözüyle daha çok yerinde oturmayı ve yerinde sayıklamayı düşünen kişiler sadece kalpleriyle buğz etmeyi tercih etsinler… Kalpten de öte bir üstü olan dille haksızlığı haykırmak varken ve en önemlisi bizi görüp duyan Allah-u Teala iken nasıl olurda bu düşünceleriyle bazı önemli hassasiyetleri basit görebiliyorlar… Hakeza bu düşünce ne kadar yanlışsa ‘sünnetullah gereğidir zaten zalim zulmünü yapacak ve zaten mazlum da şehit olacaktır’ gibi boşvermişliğe atıfta o kadar yanlıştır. Amenna! Bu söylem doğrudur, zaten zalim zulmünü yapacaktır cehennemin var olması için ve şehitte verecektir İslam davası… Fakat bu söylem altında; yapacak bir şey yok, olması gerekendir gibi bir algı daha çok yenilmişliğe ve boyun eğmişliğe iter… Zalim varsa zalime karşı mücadele etmek de vardır, haksızlık varsa haksızlığa karşı hakkı savunmak da vardır, insani dışı bir durum hasılsa insanilik duygularını kabartmaya gerek vardır.

Eğer ümmet gereken tepkiyi verseydi 638 olmazdı belki de. Elbette gidilen yol kutsal, verilen karar ahiret açısından bir müjdedir. İdamlar korkutma olamaz… Seyyid Kutub da idam edildi fakat bin Seyyid Kutup daha doğdu ardından. Seyyid Kutub’un idam başında söylediği sözlere benzer sözleri şu anda Muhammed b. Bedii söylüyor. Bin kişi giderse dahi bin kişi daha gelecek başa. Köklü bir geçmişe sahip olan ve kuvvetini, gücünü Rabbinden alan ‘kardeşleri’ kimse yıldıramaz bu yoldan döndüremez. Amaç ihvan mensuplarını toplu bir şekilde öldürmekse onların çocukları ve torunları olacak binlerce ihvan daha geliyor ardı sıra…

Ümmetse sınıfta mı kalıyor yine acaba… Tek gündem, tek endişe, tek dua, tek yürek, tek gözyaşı, tek dert Mısır olması gerekmez mi?… Yoksa daha önce bahsettiğimiz ölümlere bir aşinalık mı var yoksa… Hayır, hayır! Yüzlerden bahsetmiyoruz bine varmış ve Rabbimiz Allah dedikleri için verilmiş bir karardan bahsediyoruz. 529 kişinin bir çoğuna hapis cezası geldi fakat onlarda idamlık hayat yaşayacaklar unutmayalım, sadece bu hayatta var olacaklar… Allah için olduktan sonra güllük gülistanlıktır… Bizler içinse kayıp değil, kazançtır bu yoldan şaşılmadığı müddetçe…

Ama en azından dilimizle bu zulmü söylemez ve dualarımıza katmazsak Allah katında mesulüz… Sorumluluğumuzun farkında değilsek Allah katında hesap vermeye hazır olalım… Peki hazır mıyız?

Önceki ve Sonraki Yazılar