Siyaset çirkefe mahkum mudur?

Politikacı olarak yaşayamayacak kadar dürüst bir adamdım.” diyen Sokrates, bu sözünü günümüz Türkiye politikacılarını görüp de söylememiştir. Ama belli ki o zamanda da ikiyüzlü politikacılar her tarafı -özellikle de baş tarafları- sarmış bir haldeydiler.
Bu çerçevede size birkaç örnek hatırlatmak istiyorum.

Abdullatif Şener’in “Kabineden biri olarak” bilip söyledikleri vardır. Mesela, Halid Meşal’in Türkiye gezisiyle ilgili iddiaları… İddialarının konuşulmayacağını öngörüyor ve bunu da basın özgürlüğü eksikliğine yoruyordu. İddialar ciddiydi ve gerçekten de pek konuşulmadı. Mesele basının özgürlüğü müdür, yoksa bir zamanlar beraber parti kurup yıllarca omuz omuza verdiği arkadaşlarını sattığı için kaybettiği itibarı mıdır, o ayrı konu.

Sahi, Şener ne zaman istifa etmişti? Sanırım Cumhurbaşkanlığı kokusunu aldığı zaman. Sonra parti kurdu. Ne zaman? Ak Parti gemisinin batma ihtimali sırasında.

Buna benzer bir iştahlanmayı Ecevit iktidarının sonunda görmüştük. En yakın adamları üçlü ittifak ile ayrılıp yeni bir parti kurmaya çalışmıştı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, has adamı Hüsamettin Özkan ve Ecevit’in ta Amerikalardan kurtarıcı olarak getirdiği Kemal Derviş… Gerçi, Derviş o iki arkadaşına da yolun yarısına kadar bile eşlik etmedi ya, neyse. Sahi, nerde onlar? Özellikle de operasyonlar sonrasında “kırmızı görmüş” gibi demeçler veren Tantan...

Kılıçdaroğlu ile Baykal’ın da vefâ hikâyesini unutmamak gerekir. Gerçi Kemal Bey’in durumuyla ilgili yeterince yazıldı. Zaten garibanın dostu düşmanı belli değil. Bir gömlek giydi, burnundan getirdiler. Bir başkan oldu, direksiyonundan motoruna kadar arızalı bir arabanın şoförlüğü gibi... Gelin bir şey söylüyor, oğul ayrı, kız ayrı. Yenilikçi ve ulusalcı kavgası, her akşam komşudan gelen kavga sesleri gibi devam ediyor. Biri PKK’liden “arkadaş” diye bahseder, diğeri “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit gördüremezsiniz” diye milletvekillerini azarlar, partinin eski lideri de kalkar “Bütün CHP’liler hem ulusalcı hem de yenilikçidir.” diye adeta yeni başkana ‘bir parti nasıl bir arada tutulur’un dersini verir.

BDP, kafa yapısı birebir uyuşan CHP’yi Sosyalistlere şikâyet etmeye hazırlanır. Oysa kardeştirler, ara sıra kavga etmelerine bakmamak lazım. Zaten kavgalar genelde yakın akrabalar arasında çıkar. İnanmayan, bir adliye salonunda birkaç saat beklesin, bana hak verecektir. BDP teşkilatları, Güneydoğu meydanlarını CHP aşkına doldurmamış mıydı?

Kavga demişken Atilla ve Cengiz’in cengâver torunları MHP’lileri es geçmek olmaz. Göründüğü kadarıyla muhalif teşkilatlar tasfiye yolunda. Doğru ya, ulu hakana başkaldırmak olmaz. Kalkan baş, yerinden tez alına… “Devlet”in âli menfaatleri önemlidir, kaderine terk edilemez!”

Elhasıl bâtılı fazla tasvir ile zihinleri bulandırmaya gerek yok. Vaziyet ortadadır. Bu durumda malı götüren de içlerinden en akıllısı Erdoğan’dır. Yıllardır her hatasına rağmen oyları artar da artar. O da bu artışı süper icraatlarına bağlar. Bir de milletin teveccühüne... Millet teveccüh edecek başka adam mı bulmuş? “Gene de içlerinden en iyisi budur.” diyor.

Peki, siyaset ilelebet bu çirkefin içinde debelenmeye mahkûm mu kalacak? Mevcut vitrindekilerden bir şey beklemek hata olur. “Firavunlaşmayacağız, Bel’amlaşmayacağız, Karunlaşmayacağız” diyerek ortaya atılanlar oldu. Onlar da bir parça “hır gır”dan sonra, o isnatlarla suçladıkları kişilere katıldılar.

O halde yeni bir soluğa ihtiyaç vardır. Ona da başka bir yazıda değinelim.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.