Umudun çiçeği; Başur

Ortadoğu'da yaşanan krizin bin yıldır düğümlenen, karışan bu yumağı çözeceği ve yeni bir dünya şekillendireceğini tahmin etmek için iyi bir analizci olmaya gerek yok.  Bir yandan milletler arasında, öte yandan mezhep ve fırkalar arasında ciddi kopuşlar gözlemleniyor. Dünün kahramanı bu günün haini oluverdi birçok gönül sarayında. Elbette bu gönül saraylarını viraneye çevirenlerin kim olduğunu sorgulayınca böyle bir sonuç çıkıveriyor ortaya. Kardeşlik türküsünü okuyanlar hiç bu kadar yalnız kalmamıştı. Doğruluğundan bu denli emin olmasalar aslında bu türküyü ne söyleyecek solist bulmak mümkün olurdu ne de alkışlayacak bir el. Ama her halükârda yapayalnızlar.

Karşımızdaki tablo, herkes kendi yoluna diye bir sonuç koyuyor, yani bölük pörçük bir coğrafya. Hiçbir millet diğer bir milletin egemenlik sınırlarına girmesin, hiçbir mezhep diğer bir mezhep müntesibiyle aynı atmosferde nefes almasın. Hiçbir fırkanın gönüllüsü diğer bir fırkaya ait mahallede yaşamasın. Neden mi? Kimsenin bir diğerine bakacak yüzü yok! Ya söylemleriyle ya da fiilleriyle Kâbe'den değerli olan gönül sarayını viraneye çevireli çok zaman oldu. İşin kötü tarafı bu durumdan pişmanlık duyan olmadığı gibi bu gidişe dur diyecek bir ses çıktığında da istihza ediliyor. Sanki topyekûn yuvarlandığımız uçurumun dibinde bir selamet yurdu var da biz göremiyoruz!

Her neyse durum bu ve “çözüm” gibi sabıkalı bir kelimeyi kullanmaya da cesaret edemiyoruz. Ama bir umut çiçeği filizlenebilir belki. Nasıl mı?

Mesela Başur Kürdistanı bağımsızlığını ilan ederse ve bu sağlam bir zemine oturursa bu bölgede sükûn rüzgârları estirebilir. Kızgın ve öfkeli halkların öfke ateşinden kavrulan sineleri serin dağ rüzgârı ile ferahlayabilir. Kardeşlik gösterilse tekrar güven duygusu, beraber yaşama kültürü oluşabilir. Çok zor değil. Kürt Arap'a, Arap Türk'e, Türk Fars'a azıcık güvense ve karşılıklı olarak herkes birbirini gözetse neden olmasın? Ama durum şu an bunun tersini gösteriyor. Sayın Barzani Kürdistan'ın bağımsızlığından bahsedince birbirini doğramakla meşgul olan milli, mezhebi ve fırkasal bütün savaşan taraflar bir anda durup bu sesi boğmaya çalışıyorlar. Oysa şartlar göz önüne alındığında bugün Başur Kürdistanı'nın bağımsızlığından daha mantıklı ve hakkaniyetli bir başka gerçeği kim dile getirebilir? Lakin söz konusu Kürtler olunca bir anda bunca farklı görüş nasıl bir araya gelebiliyor, anlamak güç.

Hâlbuki ortada bağımsız bir Kürdistan'ın varlığı emperyalist bütün hayallerin önüne doğal bir set oluşturacak. Ne Farslar öte tarafa geçme hayali kuracak, ne Türkler. Ne Arap istismar edilecek, ne Acem. Herkes sahip olması gereken her hakka sahip olduğu zaman bir arada yaşamanın planlarını ortaya koyacak ve güçlerini çatıştırma yerine birleştirme yollarını arayacaklar. O vakit emperyalist düşünce besi alanını kaybedecek ve bu habis ur yok olup gidecek. Bir halk ilerlerse diğer halklar da o kalkınma ve gelişimi kendi idarecilerinden isteyebilecekler. Bir halkın zenginliği o halka refah olarak yansırsa diğerleri de aynısını talep edecek ve hep birlikte birbirlerini tetikleyen kalkınma ve medeniyet inşa dalgasını yayacaklar. Oysa şimdi durum böyle mi?

İran'daki, Türkiye'deki, Irak'taki, Suriye'deki onca yolsuzluk, talan, rüşvet, istismar ve geri kalmışlığa rağmen halkların zihinlerinde tek bir sorun var. Kimse sahip olması gereken temel haklarından bahsetmiyor. Kimse sahip olması gereken sağlık şartlarından, eğitim imkânlarından, kalkınma ve refah içinde yaşama haklarından mahrum olma durumunu düşünemiyor bile. Hepsinin ortak derdi şu; “şehitler ölmez, vatan bölünmez!”

Sonuç hep beraber talan, kıyım ve yıkımlara maruz kalıyoruz. İçimizde böyle kaşınabilme potansiyeline sahip sorunlar var olduğu sürece kimse şu sabıkalı “çözüm” kelimesini dile getirmesin. Bin yıldır birileri bir diğerinin en insani hakkını gasp edip şimdilerde minnetle geri vermeden bahsederek bunu çeşitli şartlara bağlıyor ve pazarlık konusu yapıyorsa samimiyet dersinden Haziranda çakmışız demektir. Bu zihniyetin şu an için değişmesine yönelik bir emare de görülmüyor. Yani buralarda şimdilik o sabıkalı kelimeyi kullanmanın bir manası yok. Ama korkuları yenecek, yargıları yıkacak ve tekrar güven tesis edecek bir umut doğabilir. Bu umut çiçeği sarı kırmızı yeşil renklerde olabilir, başka renklerde de…

Bu çiçek yıllardır zehirlenen, bombalanan ve kanla sulanan Kürdistan dağlarında açabilir. Yeter ki biraz inanın, güvenin ve güven verin. Bu çiçek filizleniyor. Sen sahip çıkamasan, öbürü sahip çıkmasa yarın başkasının aşısıyla sana uymayan bir koku vermeye başlasa şikâyet etmeye hakkın yok komşu!

Bu ümmetin evlatları kötü komşular yüzünden ne hallere girdi, hep birlikte görüyoruz. Öyleyse ayağımıza kadar gelen bu yeni fırsatı tepmeyin.

Gelin kardeşliğinizi gösterin. Bu çiçek açmadan solmasın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.