Yanmak ve Yakmak

Her insanın devamlı olarak yaptığı ve yapmaktan hoşlandığı bir arzusu, sevdiği bir uğraşı vardır.

Bazıları gezmeyi; değişik yerleri, beldeleri keşfetmeyi, bazıları el sanatlarıyla uğraşmayı, bazıları bilgisayar vs. teknolojik aletleri kullanmayı, bazıları da okumayı, yazmayı hobi haline getirmişler.

Ancak insanlardan öyleleri vardır ki, diğer insanların hobileri gibi şeylerle ilgilenmezler.

Diğer insanların arzu ettiklerini arzu etmezler.

Öyle zevkli uğraşları vardır ki, insanlara söyleyecek olsalar, onlar için deli derler.

Onlar bu uğraşlarıyla şöhret veya para kazanmak amacında değiller.

Aksine kökleri toprağın derinlerine nüfuz etmiş, dalları da gökyüzüne uzanmış ve her mevsim meyve veren “ağaçları” dikip yetiştirmek isterler.

Onların kalplerinde öyle bir yangın vardır ki, bu yangın başka yangınlara benzemez.

Onlar, gönülleri Allah aşkıyla yananlardır.

İslam ateşini gönüllere düşürmek gibi bir emeli ve arzusu olanlardır.

Bunu bir vazife olarak kabul edip bu vazifeyi ciddiyetle yapanlardır.

Nefislerini, ebedi hayatlarını yakan kimselerin ruhlarında daha dünyadayken o cehennemi hâleti, o manevi yanık kokularını ruhunun derinliklerinde hisseden, ateşin o manevi değerlerimizi ve evlatlarımızı yakarken çıkardığı sesi duyan ve o endişeyi içinde taşıyanlardır.

Yanmak ve yakmak...

Şu zamanın yangınını ve ateşini söndürmeye koşan zat...

Bediüzzaman...

“Bana, sen şuna buna sataştın diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor. İmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemişse, ayağım ona çarpmış ne ehemmiyeti var. O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise, bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler...” diye içindeki yangını bize izah etmeye çalışan davetçi.

Onlar, mümtaz şahsiyetleri seçmek ve yetiştirmek için yananlardır.

Onların en değerli uğraşları budur.

Tıpkı bir ustanın elindeki çekici nereye, nasıl vurması gerekiyorsa, onlar da ağızlarından çıkan kelimelerle kalplere ve ruhlara öyle vuruyorlar.

Gülümseyen ve muhataplarına güven verenlerdir.

Doğal sevecenliğiyle kalpleri kendilerine hedef alanlardır.

Onların arzusu, gaflet içinde eğlenmekte olanların kalplerine iyileştirici ve kuvvet verici ilaçlar vermeye çalışmaktır.
Tıpkı İmam Sevri’ni şu sözünde olduğu gibi:

“Her davetçi kendini bir Tabip olarak görmeli.”

Bizler, tüm zerrelerimizle yanabilirsek, hizmetin zahmeti, meşakkati, sıkıntısı, zorlukları, asaleti ve izzetiyle yanıp tutuşursak, bizim yanmamız; başkalarının ebedi hayatının kurtuluşuna vesile olabilir.

Cehalet kılıfıyla kaplanmış olan kalpleri diriltmek ve İslam tohumlarını kalplere ekmek dileğiyle...
Önceki ve Sonraki Yazılar