Yetenek, yükü ağır bir lütuftur

Tövbe Suresi’nin 34 ve 35. Ayetini birçoğumuz defalarca okumuşuzdur. Rabbimiz, altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek Allan yolunda harcamayanların akıbetinden bahseder ve:



“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve ‘İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı!’ denilecek.”


Ayet-i kerimelere bakarak infaktan bahsedeceğimizi düşünebilirsiniz. Benim meramım başka. Ayeti kerimede biriktirildiği söylenen şeyler altın ve gümüş. “İyi! Benim altınım ve gümüşüm yok. Ben kurtuldum.” diyebilir miyiz? Asla! Rabbimiz’in nimetlerini en küçüğüne varıncaya kadar –bir ağaç gölgesi veya bir bardak su- sayacak değilim. Dedim ya, benim derdim başka.


Danıştay’ın başörtüsüyle ilgili kararının ardından birtakım çevreler yaygara koparmaya başladı. Avukatlar başörtüsüyle mahkeme salonuna nasıl girermiş? Bu devirde bu nasıl olurmuş? Şeriat geliyormuş. Merhum M. Akif ne güzel söylemiş:
Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek


Otuz üç yıl bizi korkuttu “şerîat!” diyerek


Bizde de bir avuç gölgesinden korkan zevat, her fırsatta inkârcılığın vermiş olduğu sarhoşlukla ortalığı birbirine kattı. Yazarıyla, çizeriyle, okuruyla, yorumuyla ülkede bir kaos ortamı meydana getirip insanların dinden korkmasına, İslam’dan soğumasına ve Müslümanların adam yerine koyulmamasına çabaladılar. Son örneği de Danıştay’ın başörtüsü kararıydı. Ve tepki çeken bir karikatür… Karikatürde çarşaflı kadın başörtülü avukata diyor ki: “Benim gibi olmak için senelerce okumana ne gerek vardı ayol kııız!”


Adam haklı. Görünüş itibariyle bir insanın örtünmesi için senelerce okuması gerekmez elbette. Örtünmek iman işidir. Ancak şunu da bilmeli ki soyunmak, çıplak gezmek ve yürüyen fitne objesi olmak için senelerce okumak gerekiyor. Önce ipini kırıp, aile belasından kurtulup(!) uzak bir şehre üniversiteye gitmeli. Sonra arkadaş çevresiyle cafe ve çay bahçelerinde vakit öldürmek gerek. Sonrasında erkek arkadaşlar ufak ufak bu ortamın içine girmeye başlıyor ve erkek arkadaşı olmayan, arkadaşları tarafından dışlanır. Bu kızcağız bu mahalle baskısına ne kadar dayanır bilinmez. Ya o ortamı bırakır, arkadaş çevresini değiştirir ya da onlara uydurur kendisini. Bizim bahsettiğimiz bu ikinci gruptur zaten. Erkek arkadaş, gezme tozma derken artık çevre neyi kabul ediyorsa onu yapmaya başlar. Takdir edersiniz ki bu yıllar sürebilir. O yüzden o karikatüriste kızmadım. Çünkü edep ve hayâ için zamana ihtiyaç yoktur fakat edepsizlik, ahlaksızlık uzun bir zaman ister. İnsan önce fıtratını ezmeye çalışır ve bunu başarırsa(!), vicdanının önüne geçerse açılıp saçılabilir. Bunun en kısa yolu da zaten aileden uzakta üniversite okumaktır. İstisnalar kaideyi bozmaz kabilinden, aileden uzakta iman nimetine kavuşanları istisna tutuyoruz.


Karikatür; bir kabiliyettir Allah tarafından insana verilen. Hem zekâ, hem de el becerisi ister. Dolayısıyla böyle bir becerimiz varsa Rabbimiz bizden bunun hesabını soracaktır. Sanatın ve becerinin iyisine kötüsüne bakılmaz. Sanat ve beceri, Allah yolunda kullanıldığı oranda bizim ahiretimize bir nur olacaktır. Hele de Müslümanlara böylesine her yönden saldırıldığı bir zamanda biz de her kabiliyetimizi, küçümsemeden Allah yolunda kullanmalıyız. Savaşın kızıştığı anlarda Hassan b. Sabit veya Abdullah b. Revaha’nın şiir okuması bize örnek olmalıdır. Şiddetli ama küçük çaplı bir savaşta dahi şiir okumak bu denli önemliyse, dünyadaki büyük savaş meydanında, Müslümanlara her taraftan, her şekilde saldırıldığı bu dönemde Müslümanların yeteneklerini kullanmaması ve “Ben yapamam!” demeleri ne acı!


Yukarıdaki ayetle kıyas edildiğinde altın ve gümüş harcandığında biten eşyalar olmasına rağmen Rabbimiz bunları Allah yolunda harcamamanın cezasından dehşetli bir şekilde bahsediyor. Kaldı ki yetenekler ve Allah’ın davası için kullanılacak bütün beceriler, altından daha değerlidir ve saklanması, kullanılmaması bizi vebale sokacaktır. Rabbim yeteneklerimizi kendi yolunda kullanarak ahirette kazananlardan eylesin. Rahman’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar