Bize Muarız Müslümanlara İhtar*

İman yönünden kardeş ve Hizmet-i Kur’aniye noktasında arkadaş olmak yönünden sizinle bir hasbihal edeceğim. Hepimizi ilgilendiren önemli bir musibeti size haber veriyorum. Bunun telafisine mümkün olduğu kadar beraber çalışmalıyız.

 

Ey müslüman kardeşlerim! Bizler daha önce de her taraftan gelen belalara maruz kaldık. Bir yandan mürtedlerin katliam ve tehditlerine maruz kalırken, diğer yandan devletin işkence ve hapsetmelerini yaşadık. Derin güçlerin ifsat çalışmalarına karşı direndik. Öyle zamanlar oldu ki; yok edilmeye çalışıldık; hatta yok ettiklerini sandılar. “Neticede din düşmanıdırlar, düşmanlıktaki görevlerini yerine getiriyorlar” dedik, sabrettik. Allah’ın yardımıyla her badireye rağmen sabrımıza da hizmetimize de devam ediyoruz.

Hasbihale gelince; Ülkemizde oluşturulan olumlu atmosfer ve baştaki insanların dindarlığına rağmen bizler hala her fırsatta baskılara maruz bırakılıyoruz. Dernek ve sevenlerimiz polis takibatı altında tutuluyor, ipini koparmışların saldırılarına maruz kalıyor; kimse sahip çıkmıyor. Bir kardeşimiz dernek çatısında katledildi, taziyesine gidenler bile taciz edildi; 3 yıldır hesap soran olmadı. Allah’ın katında bunlar elbette zayi olmaz ancak yeryüzünde de adaleti hâkim kılmakla mükellef bir ümmet olduğumuz için sizlere söylüyorum.

Neredeyse herkes demokrasinin nimet(!)lerinden faydalanırken; bize sürekli eziyet, çifte standart düştü. Kimi Müslümanlar, komünistlerin eski masallarıyla bizi tenkid etmekle meşgul oldu. En insaflı kardeşlerimiz dahi fasıkların getirdiği haberlerin etkisinden kurtulamadı ve en fazla,  “bizi hatalarımızla kabul etme” alicenaplığı(!) gösterdi. Oysa müslüman kardeşlerinize karşı emredildiğiniz hüsn-ü zannı göstermezseniz bile, meselelerin iç yüzünü anlatmak için size daima kapılarımızı açık tuttuk. Ve hala da tutuyoruz.

Özellikle de ellerinde yetki bulunanlara söylüyorum:

Sizler Müslüman olarak herkesten fazla bize taraftar ve himayetkâr olmanız gerekirken, maalesef bilmediğimiz sebeplerden aleyhimize düşmüşsünüz. Devlet idaresinin önemli yerlerine yerleşmiş olan bağlılarınızın, bize karşı gayet düşmanca icraatları olmaktadır. Abdestli emniyet güçleri, evlerimize baskınlar düzenleyip canileri yakalamış gibi dostlarımızı gözaltına alıyor. Aynı camide namaz kıldığımız savcı ve hâkimler, bize niyet okumalarla, hak etmediğimiz ağır cezaları reva görüyor. Dünyanın bir ucundaki zulümlere itiraz eden yöneticilerimiz, emirleri altındaki zulme rıza gösteriyor; bazen neuzubillah destek oluyorlar.

Gençliğin imanını kurtarmak ve Resulün yolundan gitmek için gösterdiğimiz gayrete karşı, tabilerinizin çıkardıkları engelleri düşündükçe ruhumuz sizin yerinize titriyor. Çünkü bizler bu bölgede yılardır sırf Allah rızası için, fakirlikten cehalete, katledilmekten esaretlere kadar her türlü sorun ve tehlikeye rağmen fedakârlıkla mücadele etmekteyiz. Burada bize yapılan zulümler bilinsin veya bilinmesin, hangi ad ile yapılırsa yapılsın; zındıka hesabına geçer. Makamınıza ve ülkedeki nüfuzunuza dayanarak hizmetimizi akim bırakmaya yönelik yapılan teşebbüsler, memleketimizde küfür ve ahlaksızlık cereyanlarının yayılmasına sebep olur.

Bizim imkânlarımız sınırlıdır. Bu açıdan toplumun maddi ve manevi yükselişinde bir derece mesuliyetten kurtulabiliriz. Fakat sizler, hem makam hem de imkân açısından bu toplumun ıslahına daha çok memursunuz. Resulullah (sav)’ı anlatan, hayır işlerinde koşturan insanlara cezaları düşünen beyinler, ne kadar ifsat olmuştur anlarsınız. En başta bu beyinleri ıslah etmek gerektir.

Müslüman kardeşlerimiz! Size ne oluyor ki; elinde zulüm imkânı kalmamış eski din düşmanlarının bayrağını devralıyorsunuz? Bu işte emir altında olanlar bir derece mazur olabilirler. Fakat kin ve garazla yapılan haksızlıklar, dehşetli sonuçlar doğuracaktır. Biz şahsımıza olan zulümleri helal etsek bile, kendisi için çalıştığımız Kur’an’ın ve adını her yerde yücelttiğimiz Resul’ün Rabbi, Kahhar olan Allah’tan korkmanızı tavsiye ediyorum.

Elinde imkânı olmayan kardeşlerimizin mahşerde mesul kalmaması için en azından tepki vermeleri gerektiğini düşünüyorum.

Vesselam

*Bu yazı Üstad Bediüzzaman’ın “Eğirdir Müftüsü’ne son ihtar” adlı mektubundan esinlenerek yazılmıştır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar