Abdulhalim SEÇKİN

Abdulhalim SEÇKİN

Bölgemizin ekonomik problemleri

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin problemleri nelerdir? Ve bu problemlere ne tür çözümler üretilebilir?
Problemler tespit edilmeden çözüm üretilemez. Teşhis yapılmadan tedaviye geçilemez. Öyleyse problemlerin ne olduğu anlaşılmalıdır.

Problemler çok çeşitlidir. Problemlerin iyi anlaşılabilmesi için Doğu ve Güneydoğu’yu il il, ilçe ilçe ve hatta köy köy değerlendirmek gerekir. Ancak bu büyük bir araştırmanın konusudur. Problemleri sadece ekonomik açıdan değerlendirmek doğru değildir. Ekonomik boyutla beraber Üstad Bediüzzaman’ın da tespit ettiği şekliyle cehalet, fakirlik ve ihtilaf boyutları üzerinde de durulmalıdır. Ancak biz burada sadece problemlerin ekonomik boyutu üzerinde durmaya çalışacağız.

Nüfusun yüzde 15-16’sının yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’daki 21 ilin Türkiye milli geliri içindeki payı 1970’lerden başlayarak 2000’lere kadar hızla geriledi. Bölge illeri 1965’te Türkiye toplamında yüzde 10,5’e yakın pay sahibi iken 1987’de yüzde 7,7’ye, 2001’de de yüzde 7,2’ye geriledi. Her tür sıralamada 81 ilin arasında en alt 21 sırayı bölgedeki iller aldı.

Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen yatırım teşviklerinden yapılan hesaplamaya göre 2002-2006 döneminin teşvikli yatırımlarının yüzde 39’u Marmara Bölgesi’ne ayrıldı. Marmara’yı İç Anadolu Bölgesi yüzde 14, Ege Bölgesi yüzde 12 ile takip etti. Nüfusun yüzde 16’sının yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin toplamda aldığı toplam pay ise sadece yüzde 9’da kaldı. Yatırım teşviklerindeki adaletsizliği bölgeyi geride bıraktı.

1980 sonrası uygulanan ekonomik politikalar, özellikle devletin küçültülmesi ve sosyal devletin askıya alınması yönünde telkinlerde bulunan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların izlediği politikaların sosyal devlet desteği ile ayakta durmaya çalışan bölgeyi zayıflattı.

Bölgedeki güvenlik eksikliği nedeniyle yatırım yapılmadı. Bu da işsizlik ve istihdam oranlarını diğer bölgelere oranla çok daha fazla olumsuzlaştırdı. Bu nedenle bölge içine ve dışına doğru yoğun bir göç meydana getirdi. Güvenlik, yatırım ve mesleki bilgi yetersizliği gibi nedenler ve daha birçok nedenin bir araya gelmesiyle bölgede ciddi bir işsizlik ve istihdam sorunu yaşanmaya devam ediyor. İşsizlik, beraberinde yoksulluğu getiriyor. Yoksullukta dışa bağımlılığı meydana getiriyor. Çoğu kişinin sosyal güvencesi olmadığından yeşil kart sahibidir. Bu yüzden diğer bölgelere göre daha yüksek olan işsizlik oranlarının azaltılması ilk etapta ele alınması gereken temel bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

Bölgede sadece kamu yatırımları değil, özellikle özel sektör yatırımları da diğer bölgelere göre oldukça düşük düzeylerde kalmıştır. Uzun zamandır güvenlik ve diğer nedenlerle bölge özel sektör yatırımlarını çekme açısından cazibesini önemli ölçüde kaybetmiştir. Elbette bunun en büyük nedeni güvenliği bozan ve ona karşı gayr-i meşru yollarla mücadele eden devlettir. Başlatılan birçok yatırım yarım kalmıştır. Kimi yatırımların tamamlanması da uzun yıllara yayılmıştır.
Ilısu Barajı bunun en büyük örneğidir. Bu baraj yüzlerce insanı istihdam edecek kapasitededir. Ekonomik kalkınma için sınai yatırımlar önemli olmakla beraber, kalkınmanın temelinde tarım ve hayvancılığın yattığı hiçbir zaman gözden ırak tutulmamalıdır
. Ne var ki bölgeden göçlerin yoğun olması nedeniyle uzun zamandır tarım ve hayvancılığın önemli ölçüde zayıfladığı bilinmektedir. Oysa bu konuda “arıcılıktan-dericiliğe” çok geniş bir yelpazede bölgenin geniş bir potansiyeli bulunmaktadır. Ancak bu potansiyelin yeteri derecede kullanıldığı söylenemez. Boşaltılan ve yakılan köyler nedeniyle binlerce kilo hektarlık arazi işletilememektedir. Beslenen büyük ve küçükbaş hayvanlar yetiştirilmemektedir.

Bölge petrol, doğal gaz ve diğer yer altı madenleri açısından da zengindir. Bu konuda son yıllarda bir kıpırdanma görülmesine rağmen araştırma ve işletme düzeyinin oldukça yetersiz düzeylerde olduğu bilinmektedir. Üretilen petrol ve diğer yer altı kaynaklarının diğer bölgelere enerji sağlamaktan öteye geçmediği görülmektedir. Bu yüzden bölge, il ve ilçeler düzeyinde valilik ve üniversitelerden köy muhtarlarına kadar her kurumun, ticaret/sanayi odaları, iş dünyası dernekleri ve büyük şirketlerden en küçük sivil topluma kadar her girişimin ve tek tek her bir bireyin önemli sorumlulukları vardır. Bütün bu aktörler bulundukları bölgenin sahip olduğu kaynaklarını değerlendirmeye, yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyi ve yaşam kalitesini artırmaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya ve böylece hem bölgesel hem de ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmaya azami derecede çaba sarf etmek durumundadırlar.
Selam ve dua ile Allah’a emanet olun.
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar