Gönül İstemeyince Kepçeyle Çim De Düzeltilir

Allah’ın adıyla
Nasreddin Hoca’nın meşhur hikâyesini bilirsiniz. Hocanın komşusu ödünç olarak hocadan ip ister. Hoca vermek istemez, vermem de diyemez. Bunun üzerine hoca, komşusuna ipe un serdiğinden ipi veremeyeceğini belirtir. Komşu “Hoca, ipe un serilir mi” itirazına da “Gönül istemeyince ipe un da serilir.” cevabını verir.


Bizim mesele de biraz buna benziyor. Hangisi mi? Bağlar Belediyesinin, Kutlu Doğuma izin vermemek için öne sürdüğü bahaneden bahsediyorum.
Kutlu doğum için valilik izin vermesine rağmen Bağlar Belediyesinin bahanesi sudan bahane değil de nedir? Neymiş, efendim miting alanındaki çimler kepçeyle düzeltilecekmiş.

İpe un sermek, kepçeyle çim düzeltmek ne kadar birbirine benziyor değil mi?
Bu arada işin garip tarafına bakın, kutlu doğum etkinliklerine engel çıkaran belediyelerden biri BDP’liyse diğeri CHP’li belediyedir. Biri Kürtlerin diğeri Türklerin yoğunlukta olduğu iki ayrı partinin belediyeleri… Ortak noktaları, Kutlu doğum hazımsızlığıdır, Peygamber düşmanlığıdır.

Barış, demokrasi, cumhuriyet, halk sözcüklerini koro şeklinde seslendirmelerine kanmamak gerekir. Çünkü maalesef bu sözcükleri kullananların büyük bir çoğunluğu bu sözcükleri ilah edinirler. Fakat köşeye sıkıştıklarında, dara düştüklerinde daha önce adeta ilah edindikleri bu sözcüklere sırtlarını dönerler. Bir yandan barış derken diğer taraftan savaş ve kaosa çanak tutarlar. Bunlar bir yandan halk deyip cumhuriyet deyip diğer taraftan halka, cumhura rağmen millete, milletin değerlerine rağmen kararlar alırlar.

Diyarbakır’da bir milyonu aşkın insanın katıldığı kutlu doğum için, alan izni vermemek, kutlu doğum afişini yırtmak, peygamberini anmak isteyenlere saldırmak; ikiyüzlülük, tahammülsüzlük değil de nedir? Bunların acıkıp da yiyecek bir şey bulamayanların helvadan putlarını yiyenlerden ne farkları vardır.

Dicle Üniversitesindeki Kutlu Doğuma tahammül edemediklerinden peygamber sevdasıyla kalbi atan gençlere saldıranları da BDP sahiplendi. Ne garip, emir kulları işbaşında mı yoksa. Bir yandan Kutlu doğum için alana izin vermeyip mütedeyyin halkı provake ediyor, bu da yetmemiş direk peygamber sevdalılarına saldırıyor, saldıranları savunup koruyor.

Barış ve demokrasinin adı ve mahiyeti değişti de biz mi haberdar olmadık. Çok renklilik, çok seslilikten bu mu anlaşılıyor. “Ağa benim, ben ne dersem o olur” mantığını, devlet bile yavaş yavaş bırakıyorken bu mantığa göre hareket edenler neyi murad ediyorlar. Bu zihniyetin kime ne faydası olmuş. Faydasız, zarar ve ziyan olduğunu başta kendileri olmak üzere tüm Kürdistan halkı biliyor.

Neyse, zindan üzerine yazdığımız bir önceki yazımızda zindanın bela olduğu, belanın imtihan olduğu bundan dolayı zindanın istenmemesi gerektiğini belirtmiştik. Bu minvalde kutlu doğum için alan izni verilmediğinden, astıkları kutlu doğum afişleri yırtıldığından ve saldırıya uğradıklarından dolayı gönülleri mahzun olan, sağduyudan dolayı elleri bağlı olan kalpleri Peygamber Sevdasıyla dolayı olan gençlere acizane birkaç kelime dile getireyim. Zindan bela ve imtihan olduğu gibi, tahammülsüzlükle karşılanmak, saldırıya uğramak, ateş içine çekilmek de bela ve imtihandır. Sabır, sabır üstüne sabır…

Herkes kendisine yakışanı yapıyor, kimin sermayesi neyse ondan harcıyor. Kimi kandan, kaostan besleniyor; dilleri zehir zemberek sermayeleri şiddet, kin, öfke ve nefrettir. Bizim sermayemiz, davamız, sevdamız Peygamber’dir Allah’ın izniyle. Peygamber için bize atılıp başımızı kanatan, peygamber için böğrümüze saplanan bıçak şereftir. Fakat yine sabır yine sabır…
Bu gün için “ısıran köpek ısırılmaz” demek lazım. Lakin köpekten kaçış ve kurtuluşun olmadığı gün geldiğinde dostlardan, akrabalardan ve kardeş bildiklerin de senden yana bakan senin için köpeğe bir taş atan kimse olmadığında işte o gün canını kurtarman için boğuşma günüdür. O günü istemiyoruz, istememeliyiz. Bize düşen görev o gün gelince o gün üzere sabır, sebat ve çalışmadır.

Bu günde o günde unutmamamız gereken şey ise; Allah’la olan bağımızı kavi tutma, güç ve kuvveti Allah’tan bilme ve “semi’na ve eta’na” şuuruyla hareket etmemiz gerektiğidir. Mazlumların hamisi Allah’tır, O’na emanet kalın.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar