Abdurrahim AMEDÎ

Abdurrahim AMEDÎ

Kürtlerle ilgili bazı mülahazalar-2

Kürtler,  İslam’ı tercih etmelerinden dolayı bir pişmanlık içinde değillerdir. Her ne kadar bazı Marksist zihin yapısına sahip beyinler tarafından Kürtlerin islamı tercihiyle beraber tabi haklarından mahrum kaldığı iddia ediliyorsa da bu kesinlikle gerçekleri yansıtmıyor. Aynı İslam nasıl oluyor da bir ırka mensup olanların bütün değerlerini muhafaza ediyor bağımsızlıklarını perçinleştiriyor öte taraftan sadece Kürtleri geri bırakıyor. Kaldı ki İslam’ın ilkeleri, prensipleri, hükümleri ve amaçları bilinmektedir.  İslam’ın dünya görüşü olarak hiç kimsenin diline , kültürüne engeller koyması düşünülemez. Tarihte nice devletler kurulmuş ve yıkılmıştır. Kürtler de tarihte bazı devletler kurmuşlardır.  Özellikle İslam’ı kabul etmelerinden sonra devlet kurabilmişler ve gelecek nesiller için edebi türden eserler bırakmayı başarmışlardır. İslam’ı kabullerinden sonra  Rewadi, Merwani, Erdilani,  Eyyubi  adlarıyla devletler kurmuşlar, medreselerin yaygınlaşmasıyla beraber Tahiri Uryan, ‘Eliyi Heriri, Hasan Bate,  Ahmedê Xanê, M.Ahmedê Ceziri gibi Kürt alimleri Kürtçe eserler kaleme almışlardır. Bu gerçek ortada iken hala Kürtlerin islamı kabul etmeyle beraber geri kaldığını dile getirmek İslam’a yapılabilecek iftiralardan biridir.

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Kürtlerin mevcut sistemi değiştirme, kendi adlarıyla anılacak bir devleti kurma gibi ciddi bir düşünceleri olmamıştır. sorun, kurulan Türkiye’de  gerek Kürtlerin gerek diğer ırktaki insanların konumunun unutulması ve anayasaya sadece Türklerin varlığını hissettirecek maddelerin konulmasıdır.  sistem vatan sathındaki tüm milliyetleri kucaklayıcı mahiyette anayasa hükmünü çıkarmadıkça sisteme duyulacak öfkenin önüne hiçbir zaman geçilemeyecektir.  Kürtler bu ülkenin en sadık milliyet mensupları olmuşlardır. Kendilerini dışlayıcı, yok sayıcı, üvey evlat görücü  düşüncelere hazımsızlıklarını dışa vurucu tepkilerini normal addetmek gerekir. vatandaşlık ödevlerini yerine getirmek, ama bunun karşılığında rejim tarafından tanınmamak kullanılmakla eş değer bir anlama gelmektedir. Kürtler artık gerektiği zaman kullanılacak olan bir millet olmak istemiyorlar. Sistemden samimiyet uygulamalarını göstermelerini beklemektedirler. Kürt çocukları sistemin ürettiği argümanlarla artık sistemi eleştirmektedirler. Ne mutlu kürdüm demeseler dahi ben Kürt olarak varım diyorlar. Kürt olarak kimliklerinin kabul edilmesini istiyorlar.

Türkler eğer Kürtleri Müslüman kardeşleri olarak görüyorlarsa Kürtlerin insani haklarına kavuşmaları için kendileri de bir şeyler yapmak zorundadırlar. Sistemi kendi sistemleri ve kendilerinden yana görüp aldırmazlık yapamazlar. Bunu yapmaları durumunda kendi inançlarıyla çeliştiklerini unutmamalıdırlar. Müslüman Türklerin,  devlet anlayışlarını gözden geçirmeleri  Kürtlere sahip çıkmalarında etkili olacağı kanaatindeyiz.  Kutsal devlet anlayışı ne yazık ki Müslüman Türkleri kendileriyle beraber yaşayan Kürtlere reva görülen zulmü  kabul etmemeyi engelliyor. Dünyanın herhangi bir yerinde Türklere karşı yapılan haksızlıklar için Müslüman Türkler ayağa kalkmasını biliyorlarsa, aynı duyarlılığı aynı vatan toprağını paylaştıkları Kürtler için de göstermelidirler. Biz Kürtler,  Müslüman Türk kardeşlerimizden şimdiye kadar böyle bir hassasiyeti görmedik.  Anadilimizi konuşmak  yasaklandı, köylerimizin Kürtçe olan isimleri bir bir değiştirildi, ne mutlu türküm diye zorla Kürt çocukları Türkleştirilmek istendi, anadilimizde eğitim yapma hakkı bölücülük olarak gösterildi,  onlarca Türkçe TV’ye karşı bir Kürtçe TV’nin olması üniter devlet yapısına aykırılık diye engellendi, köylerimiz çeşitli bahanelerle boşaltıldı, yakıldı, insanlarımız horlandı, dövüldü işkenceye maruz kaldı, yüzlerce kişi derin devlet tarafından meçhul cinayetlere kurban gitti… buna rağmen Müslüman Türk kardeşlerimiz bizi hatırlamadı, sistemle yüzleşmedi, bunun hesabını sormadı.

Günümüzdeki rejimlerin tümü zorba ve baskıcıdır. Benimsedikleri kanunları, bu kanunları benimsemeyen herkese uygulamakla zorba ve baskıcı oldukları ortaya çıkmaktadır. Eğer çok kültürlü, çok dilli, çok dinli yapıya sahip bir toplum mevcutsa herkesi bir arada kendi kültürlerini, dillerini, dinlerini özgürce yaşayabilecekleri bir oluşumun meydana getirilmesi zorunluluk arz etmektedir. Çünkü herkes kendi düşüncesinin, kültürünün, dininin uygulamalarını görmek ister. Esasında vicdan, din, düşünce özgürlüğü de bunu ifade etmektedir. Güya demokrasiye geçilmekle baskıcılığın, zorla fikir empoze etmenin önüne geçileceği düşünüldü. Ama umulan olmadı. Demokrasi kültürü sadece kötünün iyisi oldu. Biz peygamberimizin Medine’deki uygulamasının günümüz toplumlarının bir arada yaşayabilecekleri bir toplum modeli olduğu kanaatini taşımaktayız. Zira Medine vesikası diye tarihe geçen anlaşma, taraflara dini, kültürel muhtariyet imkanı veriyordu. Aynı topraklarda bir araya gelmiş taraflar huzur içinde birbirlerinin kutsalına, kültürüne, dinine, diline karışmadan yaşamlarını devam ettiriyorlardı. Türkiye topraklarında yüzlerce sene Kürtler Türklerle hiçbir sorun yaşamadan cumhuriyetin kuruluşuna kadar hayatlarını devam ettirmişlerse, bu Osmanlının bahsettiğimiz muhtariyet fikrinin uygulamasının ancak bir sonucu olabilir. Bugün muhtariyet fikri kimi çevrelerce bir tabu veya hayali olarak görülüyorsa da dünyada yaşanan kaos, kargaşa gelecekte devletleri zorunlu olarak böyle bir uygulamanın kucağına iteceğini düşünmekteyiz.

Artık milliyetçilik fikirlerinin, halkları bir arada yaşatamayacağı anlaşılmış olmakla beraber zaman zaman buna çanak tutmak isteyen kesimlerin varlığı da bilinmektedir. Milliyetçilik her kimden gelirse savunulacak herhangi bir tarafı yoktur. Eğer cumhuriyetin kuruluşundan bu yana milliyetçilik fikri Kürtleri dışlama, Türkiye topraklarının Türklerin olduğunu vehmetme gibi bir düşüncenin oluşmasına sebebiyet vermişse bu fikirlerden vazgeçme,  kendi tarihindeki yanlışları ayıklama olarak değerlendirilmelidir.  Kesrette vahdet mümkündür. Yani kozmopolit bir toplumda kişinin kendisi olarak kalması ve farklılıklarını koruması mümkündür. Tarihte bunun örnekleri mevcuttur. Eğer Türklerle Kürtlerin et ve tırnak gibi birbirlerinden ayrılmalarının mümkün olmadığını söyleyeceksek Türkler için var olan tüm hakların Kürtlerin için de var olması gerektiğini söyleyebilmeliyiz. Yoksa kuru laflardan ibaret kalacak söylemlerin bir kıymeti olmayacaktır. 

Kürtlerin islamla olan çok güçlü bağları vardır. Bu,  peygamberlerin merkezi olan Orta Doğuya yakın bir coğrafyada bulunmaları ve islamı ilk kabul eden kavim oluşlarından kaynaklanıyor olabilir. Bundan dolayı olsa gerek siyasiler her defasında bura halkının dini duygularını kullanarak bir yerlere gelmeye çalışmışlardır.  İslama aykırı hareket eden diğer ideoloji sahiplerinin de İslam’a rağmen Kürtleri kazanamamaları da buna bağlanabilir. Şurası bir gerçektir ki islamla çatışarak veya Kürtlerin İslam’a bağlılıkları hesaba katılmayarak izlenecek her politika bölgede bir iyileşme meydana getirmeyecektir.  Bölge üzerinde hesapları olanlar, kendi emelleri gayesiyle Kürtleri moderniteye uydurmak için ellerinden gelen her şeyi, her ne kadar yapmışlarsa da şu an bölgede etkinliklerini sürdüren sivil toplum kuruluşlarının varlığı Kürtlerin islama olan bağlarının hala kopmadığını göstermektedir.

Herkes kendi halkına karşı samimi olmak, bir yere gelebilmek için halkından gizlediği niyetlerinin olmaması gerekir.  Eğer gerçek niyetlerini yazdıkları gizli ajandaları varsa halklarını cahil ve ahmak yerine koyduklarını unutmamaları lazımdır. Bu anlayışta olanlar sonunda kaybedeceklerdir. Halklarından gizledikleri bir gün ortaya çıkacak, halkları onları bir şekilde cezalandıracaktır.  İslam’daki münafık tiplemesi yukarda bahsettiğimiz durumla örtüşmektedir. Münafık candan bir dost gibi görünür. Ama o kendi amacına kavuşmak için bu şekilde davranmaktadır. Dolayısıyla karşısındaki kişiyi rahatlıkla kendisine inandırabilmektedir. Günümüz siyasi ahlakının bu çerçevede olduğunu söyleyebiliriz. Bir ideolojiyi hakim kılmak için Kürtlere sahip çıkmak, kirli siyasetin bir veçhesini göstermektedir. Gerçek anlamda Kürtlerin haklarına sahip çıkanlar, velev siyasetlerini kimlik üzerinde yapıyorlarsa dahi yanlış bir tavır içinde olduklarını söyleyemeyiz. Çünkü parti programlarını ona göre yapmışlar ve bunu tüm Türkiye halkıyla paylaşmışlardır. Kendilerine oy verenler de durumu bildikleri halde onları istedikleri yere taşımışlardır. Bizim itirazımız, Kürt halkının İslami duyarlılığa sahip olduklarını bildikleri için onlara zihniyetlerini açmayanlaradır. Onlar biliyorlar ki Kürtlerin dinine, imanına, kitabına sövülmesi, hakaret edilmesi durumunda ideolojileri uğruna elde etmiş oldukları kazanımlarının tümünü kaybedeceklerdir. Bu kazanımların kaybedilmemesi için kendilerini İslam’a olan öfkelerini yutmak, Kürtler için gericilik unsuru kabul ettikleri tezlerini şimdilik dile getirmemek zorunda olduklarını hissediyorlar.                                                                                                        

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.