NATO mu, nota mı?

Neye inanmadığımız değil, neye inandığımız adam eder bizi. Yaşadığımız gibi inandığımız için, inandığımız gibi yaşamama temayülü, bizi iman dairesinin dışına iter. Hem bu dairenin dışında olup hem de inanır gibi yapmak akleden kalbin değil, akılcılığın illüzyonudur Müslimlere hayatın ihtiyaçlarının kale alınması için yeter ve gerekli şart olarak. Kalkıp bir de kapitalizmi ya da sosyalizmi düşman ilan etmek iki kere illüzyona sebeptir. İlki illüzyonu yapanın nefsimiz olduğunu es geçmek, ikincisi ise illüzyonu hakikat sayıp reel-politik bunu gerektiriyor demek…

Teknoloji ve piyasa ekonomisi, bizim ret etmekle emrolunduğumuz bir dünyanın havarisi kılıyor ise şeytanı taşlamak değil yaptığımız şeyin adı, belki kendimizi kandırmaya başlamanın ilk adımıdır. Batıyı düşman ilan ederken tutumumuz batılılaşmanın tezahürlerini bünyemize uydurmak iken, Batı hiçbir zaman bizim bu tezahürlerimizden memnun kalmayacaktır. Memnu olanı, yani yasak kılınanı bizim memnun kılınan addetmemiz ne Batının ne de Doğunun zaferidir. Asıl olan sekülerleşmeyi ya da dünyevileşmeyi bizzatihi bizim çiğnemeden yutup sonra, hazımsızlığımızın faturasını lokmaya değil Lokman'a bağlayışımız ile ancak izah edilebilir.

Yaptığımız şey ya kutsal olanla hurafeyi özdeş sayıp yapılanlara göz yumma ameliyesinin içinde faal olmak.  Ya da fail olabilmek için fiilin meşruiyetini sorgu çerçevesinin içine alıp kendimize sağlam bir mevzi kazanmak arzusu ile rızaya ram olmak.

Dün bize yapılanlara bugün bir başkasına yapılıyor diye oh çekmek ya da alkış tutmak, dünü unutup bugünün içinde anı yaşayan esfel-i safilin güruhuna bende olmaya benzer. Bizi kararlı kılan esfel-i safilinden bucak bucak kaçıp, ashab-ı salihin zümresine dâhil olabilmek. Bedeli ne olur ise olsun ödemeyi göze almak, müminin merdi olmaya bizi namzet kılacaktır. Burada geçen kelimelerin ne cinsiyet ile ne de cesamet ile ilgisi bulunmamaktadır. İş o ki takip edip sükût etmek değil, bedelini ödemeye namzet kılındığımız emri yerine getirir iken hiçbir aşağılayıcının aşağılamasından korkmamak ve sükût ehli olmamaktır.

İnanmak yerine aldanmaya matuf düşünceye gark olmak en kolaycı çözüm. Galilei engizisyonun karşısında iken “evet dünya dönmüyor “ deyişini maslahat sayanlar, bu acınası tavrın ihtişamını gelecek nesillere nasıl anlatır bilemiyorum ama ruz-i mahşerde alnımız ak, yüzümüz beyza olmayacağı kesin. Ve bu işin aldanışı geriye dönmeye matuf değil.

İnandığımız şey ile hayatımızın arasındaki bu mesafe cehaletin özür beyanı olmayacağına dair  kesin ve aşikâr bir yönelimdir. Vakfetmeyeceğiniz hayat sizin değil ise, hayatınızın esamesi okunmaz inanç dairesi içinde. Ziyan hüsran ise, zayii olan aldandığımız inancımız olmamalı.

Hâsılı tefekkür ehli olabilmek, fert olarak bizi yönelime tabii kılmıyor ise, yönetime tabii olarak, ümmet ile hiç mi hiç irtibatlandırmaz bizi.

Zalimlik kimden yana ise bize düşen hısım değil hasım olmak. Mazluma dinini sormayan bir ümmetin ferdi olmak şiarımız olmalı iken, hısım kılınıp şairliğe hiç gerek yok…

NATO'ya hayır dersek Nota ‘mı yeriz peki?

Velev ki yedik…

Biz, sekiz nota ile İslam medeniyetini kurmuş bir ümmet değil miyiz?

Halen mi cevap yok?

Yola devam o zaman!

Önceki ve Sonraki Yazılar