Bu Zihniyetle Sorunlar Çözülmez

Kemalist rejim kan üzerine temellendirildi. Varlığını sürdürmek için tek sermayesi zulmetmek ve kan dökmekti. Rejimin kurucusu M. Kemal değişik demeçlerinde bunu sık sık dile getirir. Abdurrahman Dilipak’ın 27 Mart 2013 tarihli Akit Gazetesi’ndeki “Gazi Diyor ki” isimli yazısında M. Kemal’in şu sözleri rejimin dayanaklarını açıkça ifade etmektedir: “Kan ile yapılan inkılaplar daha muhkem olur. Kansız inkılap ebedileştirilemez.

 
Fakat biz, bu inkılaba vasıl olmak için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız yalnız muharebe meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin dâhilinde de döküldü. Biliyorsunuz ki Hendek’te, Bolu’da, Konya’da, Yozgat’ta vesair memleketlerimizde birçok isyanlar vukua geldi ve bunların hepsi tenkil edildi…” Kemalist rejimin zulmünden hiçbir yer güvende kalmadı. Zulümlere tabi tutulan listeye birkaç tane de biz ekleyelim: Dersim, Diyarbakır, Ağrı, Bingöl, Erzurum… Bu gibi yerlerde on binlerce insanımız katledildi.

Kemalist rejim varlığını katliamlara ve mazlum halkın kanını akıtmaya borçludur. Baskı ve korkutmayla boyun eğdirmeyi amaçlıyorlardı. Korkan insanların dönüşüp köleleşeceği, korkunun her derde deva olduğu düşünülüyordu. Halkın itirazları kanla bastırıldı. Türklerin dindarlarının kanı döküldü. Kürdlere gelince dindar ve dindar olmayan ayırımı yapılmadı. Boyun eğdirmek ve köleleştirmek amacıyla yaşlı, kadın ve çocuk demeden katliamlara tabi tutuldu insanlarımız.

Bugün, bunca baskı ve zulmün mağduru ve tanığı bir kesimden geldikleri ve rejimin zalim çehresini dönüşüme tabi tutacakları yerde iktidar koltuğuna oturan eski İslamcılar, ifade ettikleri gibi muhafazakârlaşmayı tercih ettiler. Ufak tefek onarmalarla rejimi korumaya aldılar. Ne İslami kesimin mağduriyetlerini giderdiler ne de Kürdlerin mağduriyetini. Müslümanların durumunda fazla bir şey değişmedi. Baskı ve zulmün izleri silinmedi. Gelişmiş dedikleri demokrasi ve insan hakları Müslümanlara, özellikle de Müslüman kadınlara gelince bir anlam ifade etmedi.
 
Allah’ın emri gereği örtünen kadınlar her zaman dışlanmışlığa tabi tutuldu.
Seçim zamanı gelince ülkenin bütün partileri tesettürlü kadınlardan oy almak için yarışırlar. Ancak 550 kişinin oturduğu meclis sıralarında bir tane tesettürlü kadın oturamaz. Hak kazananlar Merve Kavakçı örneğinde olduğu gibi zorla meclisin dışına atılırlar. Tesettürlü bayan öğretmenlik, avukatlık ve doktorluk yapamaz. Devlet dairesinde memur olamaz. Kız öğrenciler orta ve liseye örtüleriyle gidemez. Namaz kılan çocukların taleplerine rağmen hiçbir idareci cesaret edip okullarında mescit açamaz. Laiklerin feryad-u figanından çekinen idareciler Müslümanların taleplerini karşılama cesaretini gösteremez.

Kürdlerle ilgili bazı algılarda değişme olsa da zulüm devam ediyor. En tabii hakları olan ana dilleriyle eğitimden bahsetmelerine bile izin verilmiyor. Kürtçeye karşı yasaklar ve kısıtlamalar sona ermiş değil. Bundan birkaç gün önce güvenlik güçleri Batman’da faaliyete başlayan Hüda Par’ın tabelasındaki Kürtçe yazının yasak olduğunu söyleyip kaldırılmasını istemişlerdi. Kürd çocuklarının okuduğu okullarda her sabah çocuklarımıza onursuzluğun ifadesi olan “andımız” okutuluyor.
 
Bu çocuklara “Ne mutlu Türküm diyene” sözü tekrarlatılıyor. 34 Kürd gencinin Roboski’de öldürülmesi sıradan bir olaymış gibi geçiştiriliyor. İslam ve insan hakları denince mangalda kül bırakmayan hükümet yetkilileri olayı kapatmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Her şeyden öte anayasa başlı başına sıkıntı olmaya devam ediyor. Anayasa yeniden yazılırken Kürd sorununun çözülmesiyle ilgili söylemler ışığında bazı iyileştirmelerin yapılacağından bahsediliyor. Ancak bu halkın en büyük gerçeği olan İslam’la ilgili kimseden ses çıkmıyor. Müslümanların çektiği sıkıntılar görmezden geliniyor. Hükümet Müslümanların şikâyetlerine kulak tıkıyor. Bütün sorunlar çözülmüşçesine davranılıyor.

Hükümetin temel meselelere karşı vurdumduymazlığı ümitleri de tüketiyor. Başbakanın ikide bir “özgürlükleri genişlettik” ifadeleri gerçeği yansıtmıyor. Vatandaşların lehine olan yasalar, herkese uygulandığı halde Müslümanlara uygulanmıyor. Yasayla başkaları tahliye edildiği halde bedeninin yüzde doksanı felçli olan Fikret Bayram, sırf Müslüman olduğu için 14 yıldan fazladır zindanda tutuluyor. Yasalar solcu ve sağcılara uygulandığı halde Fikret Bayram ve benzer durumdaki Müslüman mahkûmlara uygulanmıyor.

Bu sorunları çözecek irade gösteremiyor hükümet. İçi boş söylemlerin ötesine geçmiyor. Zulmün doğurduğu Kürd sorununu PKK’ye endekslenmekte, silahlı insanları dağdan indirince sorunun çözüleceği zannedilmektedir.
Bu zihniyetle kalıcı sorunlardan hiç biri çözülemez. Bu ülkede İslam üst kimlik olarak kabul edilmedikçe, ülkede yaşayan tüm vatandaşlar yasalarda ve uygulanmasında eşit sayılmadıkça getirilecek çözümler kalıcı olmayacaktır. Oysa rejimin dokusunu değiştirmeyen ve sistemi adalet üzerine bina etmek için çabalamayanlar ağır sorunları çözecek iradeyi gösteremezler.
Müslümanların, özellikle de zulme duçar olup mağdur edilen Müslüman Kürdlerin öne çıkmaları ve sorunları çözecek iradeyi göstermeleri gerekiyor. Bu ise çalışmaktan, güçlenmekten ve sorumluluğu yüklenmekten geçiyor.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar